Film

Tarih: | Yazar: Seçil Çetinkaya

2

Jupiter Yükseliyor

Babası o doğmadan ölen bahtsız Jupiter ismini babası sayesinde alır. Dul kalan annesi çalışmak için Rusya’dan Chicago’ya taşınır ve Jupiter de büyüdüğünde sıradan bir gündelikçi olur. Her güne hayatından nefret ettiğini söyleyerek uyanır. Fakat bir gün peşine düşen uzaylılar yüzünden Jupiter’in rutini bozulur. Abrasax hanedanının kraliçesi öldüğünde mirasını kendi genetik koduna sahip olacak kişiye bırakmıştır. Jupiter de bu reenkarnasyonun ta kendisidir. Hanedanın diğer mirasçıları olan Balem, Titus ve Kalique Jupiter’i kendi yararına kullanmak ister. Üç kardeşin miras kavgası arasında kalan Jupiter’e Caine Wise adındaki eski bir asker yardım eder.

Matrix serisinin yaratıcıları Wachowski kardeşlerin beklenen filmi Jupiter Yükseliyor geçtiğimiz Cuma vizyona girdi. Filmi geçen sene ilk kez duyduğumda adının gezegenden geldiğini düşünüp heyecanlanmıştım. Fakat fragmanı izlemeye başladığım anda Jupiter’in bir karakter adı olduğunu anlayıp hayal kırıklığına uğradım. Fragmanda açıkça görüldüğü gibi Jupiter bir uzay operasının Cinderella’sıydı. Fakat bu Cindrella hikayesi beklediğimden biraz farklı çıktı.

Wachowskis

Matrix serisinin yaratıcıları Watchowski Kardeşler. Andy ve Lana.

Hikaye kısmen Lana Wachowski’nin en sevdiği kitap olan Odyssey’den alıntılanmış. Odyssey’nin ruhani yolcuğu ve bu yolculuk sonunda değişmesi Lana’yı etkilemiş. Bir diğer ilham kaynağı ise Oz Büyücüsü. Odyssey’nin aksine Dorothy çıktığı yolculuk sonunda pek de değişmiyor. Şimdi bu ve bunun gibi hikaye, efsane ve masalları alın ve hepsini birbirine karıştırın. Karşınızda Jupiter Yükseliyor!

Film vizyona girdikten sonra genellikle olumsuz eleştiriler aldı. Eleştirilerin sebebi yetersiz oyunculuk, özel efektlerin çok fazla kullanılması ve dağınık senaryo oldu. Vizyona girmesi zaten geciken film Yedinci Oğul ile yarışacağından, bir de IMAX 3D yapıldı. Filmin vizyon tarihi ilk olarak Temmuz 2014 olarak açıklanıp daha sonra iki kez ertelendi. Bunun sebebi filmde kullanılan görsel efektlerin bir türlü toparlanamamasıydı. Örneğin 8 dakikalık bir kovalamaca sahnesinin çekimi için 6 ay boyunca her gün çalışılmış. Wachowski’lerin yarattığı evreni ve hikayeyi sevsem de bu kadar aksiyona ve görsel efekte hiç gerek yoktu diye düşünüyorum. Kovalamaca sahnelerinin uzunluğu beni biraz sıktı. Bir çok sinema seyircisi filmlere bu sahneler için gidiyor ve aksiyon tutuyor, biliyorum ama benim için bir filmde en yorucu olan sahneler her zaman kovalamaca sahneleri oluyor. Takip edemiyorum ve uykum geliyor. Bunun için 6 ay çalışılmış olmasına da anlam veremiyorum. Keşke o 8 dakikayı filmin başındaki hasat edilmiş gezegen sahnesine ayırsalardı ve giriş bölümü biraz daha uzun tutulsaydı. (Kovalama sahnesi filmden bağımsızlığını ilan edip kendi ismini bile almış. “Shadow Chase”)

Filmin müzikleri Amerikalı besteci Michael Giacchino’ye ait. Kendisi daha önce Lost ve Fringe dizilerinin; Star Trek, Maymunlar Cehennemi ve John Carter filmlerinin müziklerini de bestelemiş. Enteresan olan şey müziklerin film çekimlerinden önce bestelenmiş olması. Watchowski’ler müzikleri çekimler sırasında oyuncuların motivasyonu için kullanmışlar. Filmle ilgili uzun yazımı okurken 23 şarkılık soundtrack albümü Spotify‘dan dinleyebilirsiniz. Daha anlatacak çok şey var.

Başrolde Siyah Kuğu filmindeki yardımcı oyuncu rolüyle Altın Küre’ye aday gösterilmiş ve yine aynı rolüyle Saturn Akademi Ödülü’nü almış olan Mila Kunis var. Sovyet doğumlu olan aktristin filmde canlandırdığı karakter Chicago’da yaşayan bir Rus göçmeni ve arada sırada Rusça konuşuyor. Jupiter hayatından memnun olmamasına rağmen bunu değiştirmeye kalkışmayacak kadar da tembel. Rus olduğu anlaşılmasın diye kendini Jupiter Jones olarak tanıtıyor. Nasıl büyüdüğü, eğitimi ve hobileri konusunda fazla fikir verilmemiş. Ancak yatağının yanında gördüğümüz posterlerden uzay konusunda babası gibi meraklı olduğunu görebiliyoruz. Jupiter’in başından geçen olaylar onu pek de değiştirmiyor. Bence senaryonun en güzel tarafı da bu. Jupiter’in bu maceradan tek çıkarımı hayatından nefret etmemesi gerektiği oluyor sanırım. Mila Kunis’in karakter olarak uygun olduğunu düşünsem de bazı sahnelerde Jupiter’in sakinliğine anlam veremedim. Caine Wise ve diğer uzaylılar ile karşılaştığında daha fazla panik, heyecan ve korku beklerdim. İnsan her gün uzaylılarla karşılaşmıyor ne de olsa. Siyah Kuğu filmini izlemedim. Mila Kunis’in de pek fazla filmini izlediğim söylenemez. Oyunculuğu konusunda bir karşılaştırma yapamıyorum ama Altın Küre’ye aday gösterilmiş biri için daha iyi olabilirdi. Karakterin donukluğu senaryodan kaynaklı olabilir.

Channing Tatum‘un canlandırdığı Caine Wise eski bir asker. Titus Abrasax tarafından kiralanan Caine Wise’ın görevi hanedan varisinin genetik kodunu takip etmek. Bunu yapmak için içgüdülerine güvenip koklaması yeterli. Caine genetiği ile oynanmış albino bir kurt adam. Kendisinin “Lycantant” olduğunu söylüyor. Kelimenin aslı Yunanca Lycanthrope‘dan (kurt adam) geliyor. Lycan kelimesine Underworld serisinden aşinayız zaten. Lycan’ların kurt adamlardan farkı, daha üstün bir ırk olup istedikleri zaman dönüşüm geçirebilmeli. Caine Wise dönüşüm geçiren bir tür değil. Kulaklarının sivriliği ve çenesinin çıkıklığı ile kurta dam görünümü verilmiş. Ancak filmin abartılı havasından en çok nasibini alan karakter olarak aynı zaman bir çeşit melek gibi Jupiter’in kurtarıcısı oluyor. Filmin sonunda Jupiter’i bilmem ama Caine Wise yükseliyor gibi geldi bana. Channing Tatum verdiği röportajlarda ilk defa bu kadar büyük bir yapımda rol aldığını ve Watchowski’leri çok sevdiğini söylemiş. Filmin senaryosu için başka hikayelerin yeniden yapımı olduğu söylentilerine karşın Tatum hikayenin tamamen orijinal olduğunu düşünüyor.

Teknolojik açıdan insanlardan çok üstün olmaları uzaylıların lüksü sevmeyeceği anlamına gelmez tabi ki. Wachowski’ler alışılagelmiş bilim kurgu temalı ortamlar yerine Rönesans mimarisi ve gotik sahneleri kullanmışlar. Bu tasarımlar sadece uzay gemileri ile kısıtlı kalmayıp hanedanın konuşma tarzına ve kıyafetlerine de yansıtılmış.  Tasarımcı George Hull Watchowski’ler ile daha önce Matrix ve Cloud Atlas filmlerinde de çalışmıştı. Watchowski’ler estetiğe ve yaptıkları işte öncelikli olmaya önem verdiklerinden proje için çalışmaya çok erken başlayıp tasarımcıdan özgür davranmasını ve yaratıcı olmasını beklemişler. İstedikleri dünyanın zarif ve görkemli olduğunu eklemeyi de unutmamışlar. Tasarımcıyı özgür bırakan bu istekleri George Hull’un camdan uzay gemileri çizmesi ile başlamış. Daha sonra bu fikir ilerleyip Versaille sarayının bir uzay gemisine dönüştürülmesine kadar gitmiş. “Evrenin en zengin hanedanının uzay gemisi de böyle olurdu” düşüncesi ile Titus ve Balem’in uzay gemileri heykeller ve süslü dekorlarla donatılıp, küçük uzay gemilerinin iniş yeri bir katedralin iç dizaynı ile birleştirilerek tavana avizeler asılmış. Tüm bu gösterişli tasarımlara uzay teknolojisini yansıtacak yeni şeyler ekleme ihtiyacı duyulduğunda ise uzay gemileri için havada asılı kalan parçalar fikri ortaya çıkmış. George Hull ve görsel efekt tasarımcısı John Geata beraber çalışıp uzayda asılı kalacak nesneleri kontrol eden bir manyetik alan hayal etmişler. Uzay gemilerinin bir parçası olan ancak ana gemiye fiziksel olarak bağlı olmayıp asılı duran bu parçalar, geminin serbestçe şekil değiştirmesine yarayan kanatlar ve silah sistemlerinin değişik biçimlerde konumlandırılması şeklinde uygulanmış.

Abrasax kardeşlerin her biri kendi tarzına uygun gemilere sahip. Balem’in devasa ve hızlı bir gemisi ve Shadows saldırı filosu için referans olarak Albert Speer‘in mimari yaklaşımı kullanılmış. Geminin itici gücü olarak farklı bir kavram kurgulayan tasarımcı, galaksideki gezegenleri yağmalayan hanedan gemisinin karanlık maddeyi kullandığını hayal etmiş. Geminin arka kısmındaki yüzer plakaların arasında oluşan bir manyetik alan ile toplanan karanlık madde parçacıkları güce dönüştürülüyor.

Titus’un gemisi ise adeta uçan bir sarayı andırıyor. Geminin yan kısmında “gezegen atlayıcı” denilen daha küçük gemilerin iniş kalkış yaptıkları bir yanaşma rıhtımı var. Şekil olarak uçan bir böceği andıran geminin kanatları güneş yelkenleri olarak adlandırılıyor. Watchowski’lerin Titus’un gemisi için tasarımcıya verdikleri referans resimler onu önce Art Deco tarzında geometrik ve gotik çizimlere yönlendirmiş. Daha sonra kelebek, beta balığı ve tavus kuşu gibi zarif görünümlü hayvanlardan ilham almaya çalışırken, bir bıçağı kelebek formu ile birleştirerek ortaya son tasarımı çıkarmış.

Polis güçlerine ait uzay gemisi Aegis’in mekanik takımları olan Zero’lar, kafa bölümündeki kontrol panelinde pilotlar tarafından kontrol edilen devasa robotlar. Voltran’ı andırıyorlar. Bu benzerlikleri azaltmak için kol sayısı arttırılıp altıya çıkarılmış. Böceğe benzeyen Zero’ların kolları yine diğer uzay gemilerinin parçalarında olduğu gibi fiziksel olarak gövdeye bağlı olmayıp, manyetik alan ile süzülen silahlar olarak tasarlanmış.

Özel efektler film boyunca 3D eşliğinde alıp başını gidiyor. Uzay gemileri, gezegenler, patlamalar ve tuhaf botları ile yer çekimine meydan okuyan Caine’in yanına bir de Abrasax’ların şaşaalı mekanları eklenince gözler şaşı oluyor izlerken. Senaryonun dağınıklığı farklı temaların iç içe geçmesiyle de alakalı olabilir, diye düşünüyorum. Marvel sinematik evreni ile Harry Potter serisi karışımı bir şey izlermiş gibi hissettiriyor. Thor ve Galaksinin Koruyucuları sevdiğiniz Marvel filmleri arasında ise Jupiter’i seversiniz. Jupiter’in farkı Amerika’nın olaylara hiç karışmıyor olması. Hiçbir sahnede Amerikan bayrağı gördüğümü hatırlamıyorum. Dünyayı onlar kurtarmadı ve başkan konuşma filan da yapmadı. Caine ve Jupiter’in Chicago semalarındaki gezintileri de olmasa süper olurdu. Keşke tüm hikaye Rusya’da geçse ve o sahneler Kızıl Meydan üzerinde çekilseydi.

Özetle, neden bilmiyorum ama ben filmi sevdim. En azından izlerken o kadar da sıkılmadım. Belki de düşük beklenti ile izlemeye gittiğim içindir. Görgüsüzce kullanılan efektler, abartılı kostümler ve ortamlar, hikayenin dağınıklığı… Tüm bunlar sanki bir çocuğun hayal gücüyle uydurduğu ve canının istediği gibi şekillendirdiği bir dünyayı anlatıyor gibi saçma ama güzeldi. Keşke özel efektlere harcanan emek biraz da repliklere ve hikayenin yapısına da harcansaydı. Film bittiğinde devamı gelecek gibi bir hava hissettim. Ama eleştiriler ve hasılata bakılırsa devam için zahmete girmezler. 175 milyon dolara mal olan film ikinci haftasında 31 milyon dolar hasılat yapmış ve Box Office’te Sünger Bob Jupiter’i ezmiş durumda.

Kaynaklar:

http://pro.boxoffice.com/
http://en.wikipedia.org/wiki/Jupiter_Ascending
http://en.wikipedia.org/wiki/Werewolf
http://www.gq.com/entertainment/celebrities/201406/channing-tatum-kanye-west
http://www.cinemareview.com/production.asp?prodid=19863

Etiket: , , , ,


Yazar Hakkında

1984 doğumlu. Evli.Tenten’in annesi. Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisi olmasına rağmen çok sevdiği denizi bırakıp yerleşik hayata geçti. 2009’dan beri yazılım sektöründe test mühendisi olarak çalışıyor. Bilim kurguyu, kitapları ve hayvanları çok seviyor.



  • Hımm, bu filmi bekliyordum ben de epeydir. Beklentilerimi düşük tutarsam hayal kırıklığına uğramaz, hatta sevebilirim diyorsun yani öyle mi?

    • Aynen öyle:) Marvel filmlerini seviyorsan beğenirsin diye düşünüyorum.

Başa Dön ↑