Kitap no image

Tarih: | Yazar: Yasemin Yiğit Kuru

0

Pusova – Galip Dursun

Galip Dursun’u, Işın Beril Tetik ve Demokan Atasoy ile birlikte yayınladıkları Gerisi Hikaye podcastinden tanıyorum ve severek takip ediyorum. Podcast’i, 2015’te ikinci sezondayken dinlemeye başladım. Yayına 2014’te başladıkları için elimde birikmiş 23 bölümlük 1. sezon ve halihazırda devam eden 2. sezon vardı. Şimdi de tam gaz 3. sezonla devam ediyorlar. 3. sezonda 10. bölüme ulaştıkları bugün de ben birinci sezondan kalan son bölümleri tamamladım ve tamamen güncel olarak takip etmeye başladım. Aslında bu biraz üzücü, çünkü her akşam iş dönüşü serviste trafiği katlanılır kılan güzel bir aktivite oluyordu benim için, artık biraz daha idareli tüketmek gerekiyor.

Çocukluğumdan  itibaren radyo programları ile aram iyi olmamıştır. Sadece üst üste müzik çalan programları dinleyebilirim. Podcast’lerle ise aram hiç iyi olmadı. Konuşan kişinin sesi, nefes alıp verişleri, arka plan müziği, yerli yersiz geyikleri, ukalaca gelen ve fazla kişisel yorumları beni genellikle rahatsız etmiş ve çok sıkmıştır. Gerisi Hikaye’ye çok geç başlayışımın nedeni tam olarak da bu ön yargı oldu. Kardeşim bana tam senlik, çok güzel dediyse de bir türlü ikna edemedi. Ama Karga’daki şehir fantazyası panelinde Galip Dursun’u dinledikten sonra önyargımı bir kenara itip 2. sezonun ilk bölümünden yani Penny Dreadful bölümünden dinlemeye başladım. Açıkçası bu kadar kaliteli bir iş beklemiyordum. Muazzam bir altyapı ve birikimleri olduğu halde yetinmeyip üzerine bir de  her konu için yaptıkları itinalı araştırmalar ile harika bir iş çıkarıyorlar her bölümde. Ayrıca çok akıcı konuşuyorlar, Türkçeleri çok düzgün ve programların ses kalitesi de genelde çok iyi oluyor. Konu seçimleri de çok çok güzel. En hoşu da o mütevazı anlatım şekilleri, kişisel yorumları bile öyle tatlı bir şekilde anlatıyorlar ki sinir olmayı bırakın sempati duyuyorsunuz. Aralarında çevirdikleri geyiklerde kendinizi dinleyici olarak dışarıda kalmış hissetmiyor tam tersine aralarına katılıyorsunuz. Pusova’nın önüne geçmeden Gerisi Hikaye’yi anlatmayı burada bıraksam iyi olacak. Ama öncelikle böyle kaliteli bir iş çıkardıkları için üçünü de ayrı ayrı tebrik etmek istiyorum.

 

Pusova’yı ön siparişteyken sipariş etmiştim idefix’ten. 8 nisan’da elime geçti. Goodreads’teki currently reading listemdeki diğer 5 kitabın önüne alarak hemen okumaya başladım.Hem ince olmasından, hem de öykü kitaplarını daha rahat okuyabilmemden, hem de sadece iki öyküsünü okumuş olsam da sevdiğim yazarından dolayı. Çantama atıp bulduğum her fırsatta açıp okudum. En sonunda perşembe günü bitirdiğimde aklımda bir inceleme yazmak yoktu. Ama bugün öğle tatilinde arkadaşlardan ayrılıp masama dönerken öykülerle ilgili düşündüğümü ve aktarabilecek  yorumlarım olduğunu fark ettim.

Pusova’da 9 öykü var. 8’i benim için yeni öykülerdi, birini ise daha önce Fabisad Almanağında okuyup çok beğenmiştim. Yazar kendini “korkucu” olarak tanımladığından daha çok korku öyküleri bekliyordum ama fantastikten, bilim kurgu’ya, siber punk’tan hayalet öykülerine uzanan geniş bir yelpaze çizilmiş bu ince kitapta. Yer yer türler de birbirine karıştırmış post apokaliptik hortlak öyküsü gibi.

Kitabın ilk öyküsü, Ağıt, zor bir hayat yaşayan, annesini kaybetmiş, kör babası ile sokakta flüt çalıp dilenen küçük bir çocuk hakkında. Hayalperest bir çocukluk geçirdiğim, sık sık gözümü kapayıp dilek dileyip gözümü açıp hayal kırıklığına uğradığım için çocuğu kendime benzettim 🙂 En sevdiğim pagan tanrılarından birine rastlamak da çok hoş bir sürpriz oldu. Ancak öykünün yer yer teklediğini ve iyi bağlanmayacağını düşündüğüm anlar oldu.  Sonu hoşuma gitse de kitapta en az sevdiğim öykünün bu olduğunu belirtmem gerek.

Şehre Küsen Çocuk, sürpriz bozmadan tarif edilmesi zor bir öykü. Çok normal olması gereken ortamda yolunda gitmeyen tuhaf şeylerin döndüğü hissi okura öykünün en başından başarılı şekilde aksettiriliyor diyebilirim yine de.

Gavur ve Piç, gerçekten çok hoş bir öykü. Post apokaliptik hortlak öyküsü hem de oldukça yerel. Anlatımı eğlenceli, yer yer komik ve diğerleri arasında en az gerildiğim öykü olduğunu söyleyebilirim.

Sıfır Numara Film’i, daha önce Sıfır Numara adıyla Fabisad Almanak’ta okumuş ve çok beğenmiştim.  İleri teknolojiye rağmen yaşam şartlarının kötüleştiği gelecek zamanda,  yasaklanmış sanal gerçeklik çipini edinmeye çalışan Memo’nun macerası anlatılıyor bu öyküde. Öykünün Almanak’taki hali siber-punk tadında çok hoş bir öyküydü, sonu da beni çok etkilemişti. Ancak kitaptaki versiyonu oldukça kısaltılmış, uzay yolculuğuna, Günko’ya dair detaylar çıkarılmış. Hele finali tamamen değişmiş, o filmlerden birini izleme deneyimi okurun elinden alınmış. Ben Almanak’taki halini daha çok beğenmiştim, neden kısaltıldı maalesef anlayamadım.

Pusova, gerçekten de kitaba adını vermeyi hak eden öykü. Kitabın en gerilimli ve en güzel öyküsü Pusova bence. Başka bir hikayede daha adı geçen Mehmet Emin Yalı karakteriyle de bu öyküde tanışıyoruz. Mehmet Emin Yalı, Pusova denen sisli, lanetli düzlükten iki tane sandık getirmesi için bir kaçakçıyla anlaşır. Hem kaçakçının macerası hem de Pusova ile ilgili lanetli efsane paralel olarak ilerler.

Gelen adlı öykü de bana çok geçmeyen, aklımda fazla yer etmeyen öykülerden biri oldu. Şimdiki zamanda ve geçmiş zamanda paralel olarak ilerleyen öykü hapisten yeni çıkmış bir adamın geçmişi ile yüzleşmesini anlatıyor. Bir sır, işlenen bir cinayet üzerine gelişen öykü, çok üstü kapalı şekilde aktarılmış. Ben de tam olarak anlayamamış olabilirim ama sanki biraz daha fazla ayrıntı olsa daha çok sevebilirdim gibi hissettim.

Jeton en çok etkilendiğim öykülerden biri oldu. Vahşice işlenen bir cinayetin tüm detaylarını rüyasında gören adam, uyandığında bu cinayetin gerçekten olduğunu öğrenir. Peki kendisi cinayetin detaylarını nasıl bu kadar iyi bilmektedir. Betimlemeler çok iyiydi, şimdi bile düşündüğümde öykünün bölümleri çizgi roman kareleri gibi  gözümün önünde beliriyor. Sanki Galip Dursun değil de Galip Tekin okumuşum gibi.

Kuş Çobanı, Pusova’dan sonra en çok beğendiğim ikinci öykü oldu. Mehmet Emin Yalı’ya ikinci rastladığımız öykü bu öykü. İstanbul’da, doğa üstü varlıklarla, yaratıklarla mücadele eden bir büro ve bu büroya bağlı avcıların hikayesi anlatılıyor. Öyküyü bu avcılardan birinin ağzından dinliyoruz. Ortağıyla birlikte, Kuş Çobanı denilen çok güçlü bir varlığı yakalayıp büroya getiren avcılar, bu varlıkla ne yapacaklarına karar vermeye çalışıyorlar. Mehmet Emin, büronun başındaki adam, Gesser ya da Zavulon gibi. Öyküde, Sergi Lukyanenko’nun çok sevdiğim Nöbet serisinin atmosferini hissettim. Mehmet Emin de Pusova’da Gündüz Nöbetinin kara büyücüsü Zavulon’a, Kuş Çobanında ise Gece Nöbetinin aydınlık büyücüsü Gesser’e daha çok benziyor sanki. İki ayrı öyküde aynı karaktere rastlamak büronun maceralarının devamının geleceği hissini uyandırdı bende. Anadolu’nun korkunç yaratıkları ile mücadele eden bir nöbet ekibi çok şahane olur bence. 🙂

Son öykü, Gezinti, bilim kurgu tarzında. Biyolojik savaş sonunda dünyada medeniyet yok olmuş, yerin altında ve üzerinde yaşayan iki farklı topluluk oluşmuş. Bilinç transferi sayesinde aşağıda yaşayanlar yukarıda yaşayanların bedenlerine girip yeryüzünün tadını çıkarmaya başlamışlar. Öykü, bilinç transferi ile gelen bir yer altı insanı ile ona eşlik eden bir yer üstü insanının araba gezintisini anlatıyor. Muzip bir şekilde de sonlanıyor. Bu öyküyü de çok sevdim.

Benim çok sevdiğim bir öykü kitabı oldu Pusova, türün meraklılarına da tavsiye ederim.

İyi okumalar

Resim için kaynak: http://www.galipdursun.com/gerisihikaye/gerisi-hikaye-nedir/ 

Etiket: , , ,


Yazar Hakkında

1979 doğumlu. Evli. Yeni anne. Elektrik – Elektronik Mühendisi ve Telekomünikasyon sektöründe çalışıyor. Küçük yaşlardan itibaren bilim – kurgu, fantastik kurgu tarzlarındaki eserleri okumayı, izlemeyi, hakkında tartışıp paylaşımda bulunmayı seviyor.

İletişim : yigityasemin1789@gmail.com



Başa Dön ↑