Film

Tarih: | Yazar: Yasemin Yiğit Kuru

7

Snowpiercer (Kar Küreyici)

Uzun süredir izlemek istememe rağmen içinde var olduğunu tahmin ettiğim kanlı vahşetli sahnelerden dolayı ürkerek ertelediğim Snowpiercer (Kar Küreleyici) ‘ı beraber izlemek üzere babamı kandırarak sonunda izleyebildim. Boşuna korkmuşum o kanlı sahnelerden, zira tek başıma da gayet rahat izleyebilirmişim.

Hakkında okuduklarımdan  Snowpiercer’ın, The Colony havasında bir film olduğunu düşünmüştüm.  Post apocalyptic distopya tarzı, donmuş bir dünyada geçmesi, karanlık ve klostrofobik ortamları itibarıyla iki film benzeşse de; işleniş tarzı, eleştirel yapısı, aksiyon, kan ve şiddetten yoğun olarak beslenmemesi ile sadece The Colony’den değil son zamanlarda yapılmış benzerlerinden de oldukça farklı bir yerde duruyor Snowpiercer.

Snowpiercer, genel hatlarıyla Le Transperceneige adlı Fransız çizgi romanından uyarlanmış. Son dönemlerdeki birbirinin aynı, formülize ilerleyen diğer çizgi roman uyarlamalarından sıkıldıysanız, Snowpiercer bu alanda da farklı bir yerde duruyor.

Film Ekibi

Snowpiercer, Güney Kore, Amerika ortak yapımı. Filmin yönetmeni, 2006 yapımı Gwoemul filminden tanıdığımız başarılı Güney Koreli yönetmen Joon-ho Bong.

Joon-ho Bong

Joon-ho Bong

Kült filmler arasında yer alan Old Boy’un yönetmeni Chan-wook Park filmin yapımcılığını üstlenmiş. Henüz bu noktada bile filmi izlemeden büyük bir beklenti oluşması doğal 🙂

Başrolleri ağırlıklı olarak Amerikalı oyuncular üstlense de Yaratık filminin de baş rol oyuncusu Kang-ho Song, en önemli karakterleden olan Namgoong Minsoo’yu başarılı şekilde canlandırıyor. Captain America olarak tanıdığımız Chris Evans, Curtis rolünde Captain America’dan daha samimi gelse de mekanik tavrını yer yer sürdürmeye devam ediyor. En başarılı bulduğum karakter ise, kısa süreli görünse de Mason rolündeki Tilda Swinton oldu.

photo-le-transperceneige-tilda swinton

Mason (Tilda Swinton)

“ı am the head, and you’re the shoe, so know your place “

Filmin Konusu

snow piercer post apocalytic earth

“we control the engine, we control the world”

Küresel ısınmayı engellemek için atmosfere salınan CW7 maddesi yüzünden dünya buzlarla kaplanır. Geriye kalan az sayıda insan Wilford’ın yaptığı, bir yılda tüm dünyayı sonlanmayan bir enerjiyle dönen büyük trenin yani Snowpiercer’ın içerisinde yaşamaya başlar. Büyük bir felaket yaşayıp sevdikleri insanları kaybeden, sayıları azalan ve bir trenin içerisine hapsolan insanlar nasıl yaşarlar? Yaşadıkları büyük felaketin acılarını hafifletmek için birbirlerine sığınarak, varlarını yoğlarını eşit olarak paylaşarak sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Sınıf ayrımı trenin içinde de acımasızca devam ederken, hiyerarşi dikey düzlemden yatay düzleme taşınmış, üst alt kavramı ön-arka olarak değişmiştir. Hiç bir şeyleri olmayan fakirler kuyruk denilen en arka vagona sıkıştırılmış, protein çubuğu denilen çok da iştah açmayan besinlerle beslenmektedirler. Ön vagonlara doğru, insanların statüleri, varlıkları artmakta, en önde yer alan lokomotifte ise trenin mucidi Wilford yaşamaktadır. Wilford ve etrafındaki elit tabaka trenin içerisindeki sosyal düzenin devamlılığını sağlamaktadırlar. Ön vagonlarda gayet adil ve katlanılabilir görülen bu düzen arkalara gidildikçe katlanılması zor bir seviyeye düşer. Tren içindeki yaşamın 17. yılında, kuyruk kısmında açılışını yapıyor filmimiz. Kuyruktaki alt tabaka dayanılmaz şartlar yüzünden isyana hazırlanmaktadır. Amaç lokomotife kadar giderek Wilford’ı indirmek ve yönetimi ele geçirmektir. Kuyruk tarafının deneyimli ve yaşlı lideri Gilliam (John Hurt) bir yandan isyanı örgütlerken bir yandan da genç ve güçlü Curtis’i (Chris Evans) yeni lider olma konusunda teşvik etmektedir.

photo-le-transperceneige john hurt

Gilliam (John Hurt)

Gilliam, Curtis, Curtis’i abisi gibi gören Edgar (Jamie Bell)’ın başlarında olduğu küçük bir grup, uyuşturucu bağımlılığı  nedeniyle hapsedilen, güvenlik sistemleri uzmanı Namgoong Minsoo’yu (Kang-ho Song) ve kızı Yano’yu kurtararak ön taraflara doğru ilerlemeye başlarlar.

Snowpiercer-wallpapers-1680x1050-2

Namgoong Minsoo’yu (Kang-ho Song)

Lokomotifi ele geçirirlerse ne olacak, sistemi nasıl değiştirecekler diye düşünmeden edemedim. Aynı sistem yönetici değişikliği ile devam mı edecekti? Wilford’ın yardımcısı Mason (Tilda Swinton)’ın da deyişiyle ayaklar baş mı olacaktı? Yoksa sistemi tamamen değiştirerek gerçek bir devrim mi yapacaklardı? Bu sistem 17 yıl boyunca nasıl bozulmadan devam etmişti? Daha önceki isyanlar hangi motivasyonla çıkmış ve neden hep başarısız olmuştu? Bu kısıtlı ortamda bu kadar insana yetecek kadar kaynak nasıl sağlanıyor? Nüfus artışı nasıl kontrol altına alınıyor?

Snowpiercer’da düzen olarak günümüz dünyasının bir trene sıkıştırılmış hali sunuluyor aslında. Kocaman dünyada görece olarak uzağımızda yaşanan olayları küçük ve kısıtlı bir mekanda biraz da abartılı olarak işleyip güzel bir sistem eleştirisi yapılıyor. Film sadece kaymak tabakanın diğerlerini ezmesini eleştirmiyor, kuyruk kısmındaki insanların çaresizlik anında yaşadıkları olaylar ortaya konulup sonuçta insan doğasının acımasızlığı kıyasıya eleştiriliyor.

Filmde aksiyonun dozu çok güzel ayarlanmış. Mide bulandırıcı, kanlı vahşet sahneleri yok. Ama yine de uygulanan şiddet görsel olarak rahatsız etmeden izleyiciye sunuluyor. Uzun bir baltalı dövüş sahnesinden sonra “şimdiye kadar hiç kan görmedim” diye bir cümle kurduğumu hatırlıyorum. Ama bu durum olayı sahnenin gerçekçiliğini azaltmıyor yine de.

maxresdefault

Filmi genel anlamda beğenmiş olsam da, kusurlarını da görmezden gelmek çok doğru olmaz. Joon-ho Bong, Snowpiercer’da eleştirel tavrını korusa da, Amerikan pazarının hedeflenmesinden kaynaklanıyor olacak Gwoemul’daki kara mizah yerini daha fazla aksiyona bırakmış. Bu durum filmi az da olsa klişeleşmiş Hollywood filmlerine yaklaştırmış.

Bir türlü ölmeyen kötü karakter klişesi bir süre sonra sıkıcı ve saçma gelmeye başlıyor. Yano’nun doğa üstü yeteneği ise hem gereksiz hem de filmi fantastik türe yaklaştırıyor. Ayrıca kafama takılan birkaç soru da oldu: Örneğin dışarıya çıkarılan bir kol 7 dakika içerisinde taşlaşacak kadar donabiliyorken, dünyanın yaşanabilecek kadar ısındığı kanısına nasıl varıldı acaba?

snow piercer arm

Ufak tefek kusurları dışında, Snowpiercer beğendiğim filmler arasına girdi. İzlenmesini öneririm, distopya severlerin beğeneceklerini düşünüyorum.

İyi seyirler

Etiket: , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1979 doğumlu. Evli. Yeni anne. Elektrik – Elektronik Mühendisi ve Telekomünikasyon sektöründe çalışıyor. Küçük yaşlardan itibaren bilim – kurgu, fantastik kurgu tarzlarındaki eserleri okumayı, izlemeyi, hakkında tartışıp paylaşımda bulunmayı seviyor.

İletişim : yigityasemin1789@gmail.com



  • alper

    Filmi izlemek için çok geç kalmışsın, gerçekten orijinal bir özgünlüğe sahip değil ama günümüz dünyasının hiyerarşik düzenine olabildiğince acımasız bir şekilde yaklaştığı çok doğru yani film kısaca şunu demek istiyor; ne olursan ol nerede olursan ol genetiğine işlemiş olan şey varolan düzen anlayışındır ve varolan düzen anlayışın içersinde ya acı çeken tarafta olursun ya da acı veren tarafta , filmin ana mesajı aslında bu ve dahası… Eğer flu gibi duran geçmişe dönüş diyaloglarına bakarsan dahasını da keşfediyorsun, film sana yine gerçek dünya ve parçamız olan anlayışımızla ilgili şunu da diyor; yeteneklerin zekan aklın ve sahip olduğun ayrıcalıkmış gibi görünen herşeyin aslında senin üstünde ve hiyerarşik olarak senden üstün olanlar tarafından ihtiyaç duyulursa bir anlam ifade eder. (Filmi izlediğin için bu sahneleri sana anlatmayacağım, eminim bulabilirsin.) Üste çıkışları ve alta inişleri yani hayattaki rolünü de doğa kontrol eder. peki neden? filmin sonunda trenin makina odasına ulaşmayı başardığında kahramanımızla x adamın konuşmalarına odaklan ne demek isteyeceğimi anlarsın. basit mantık hataları olarak gördüğün şu kol sahnesini de dikkatli izle, zira hiç bir mantık hatası yok; Hız, yükseklik, varolan aşırı soğuk… kısacası imdb notunu hakeden güzel bir filmdi. özgünlüğü ise tartışılır.

  • Joon-ho Bong’un ilk izlediğim filmi Memories of Murder idi. Yine mükemmel oyuncu Kang-ho Song başroldeydi. Eğer izlemediysen kesinlikle tavsiye ederim.

    • Yasemin Yiğit Kuru

      Tavsiye için teşekkürler Sevil, hemen izleyeceğim 🙂

  • Film gerçekten enteresan. Biraz mizah barındırdığına da şüphe yok. Anladığım kadarıyla arka vagondaki insanlara Wilford’un yaşama fırsatı verme sebebi aralarından bazılarını ön vagonlarda kullanabilmesi (özellikle çocuklar). Benim için bunun en açıklanabilir sebeplerinden birisi bu. Çünkü trende herkes elit kesim olursa, istediği insanı köle yapma hakkına sahip olamazdı.Ayrıca filmde aklımdan çıkmayan konuşmalardan birisi de Wilford’ın yardımcısı Mason (Tilda Swinton)’un ukalaca konuşması ve her cümlesinden sonra “so it is” yani “aynen böyledir” demesi 🙂

  • Güzel inceleme. Elinize sağlık. Merakınızı naçizane gidermeye çalışayım:

    Şu anki dünyamızda dahi her bir kilometrede sıcaklık 6,5 derece düşer. Sıcaklık gradyanı (-6,5 C / km) adını verdiğimiz bu oranın filmdeki Dünya’da daha yüksek olma olasılığı var. Bu yüzden irtifa çok şey değiştiriyor. Zira söz konusu sahnede “bu yükseklikte 7 dakika…” diyor.

    Ayrıca tren hareket halinde. Yani zorlanmış ısı taşınımı (konveksiyon) söz konusu. Soğuk ama durgun bir havada bedeninizi telafi edebileceği bir ısı kaybı sözkonusuyken rüzgârın şiddetle esmesi halinde ısı kaybı bu zorlanmış taşınım nedeniyle artar ve beden bunu telafi edemez hâle gelir. Dağda mahsur kalındığında kuytuya geçerek korunmak mümkündür; kuytudaki hava sıcaklığı da aynı olmasına rağmen.

    • Yasemin Yiğit Kuru

      Yorumunuz için çok teşekkür ederim 🙂

  • Sarı Çizmeli Mehmet Ağa

    Güzel bir görüş olmuş ellerinize sağlık. Yorum olarak belirttiğiniz “Snowpiercer’da düzen olarak günümüz dünyasının bir trene sıkıştırılmış hali sunuluyor aslında.” kısmı filmi başlıca özetliyor.

    Ancak kendi fikrimi de beyan etmek istiyorum. Demişsiniz ki “dışarıya çıkarılan bir kol 7 dakika içerisinde taşlaşacak kadar donabiliyorken, dünyanın yaşanabilecek kadar ısındığı kanısına nasıl varıldı acaba?”.

    Isı 0 derece üstüne çıktı diye bir tabir yok, ki sıcaklığın 0 derece bile olduğunu varsayarak o hızda bir trenden ıslatılarak (adamın koluna bir şey sürmüşlerdi) 7 dakika boyunca bir kolu çıkartırsanız taşlaşması bence gayet doğal.

Başa Dön ↑