Dizi

Tarih: | Yazar: Seçil Çetinkaya

0

The OA

7 yıldır kayıp olan Prairie Johnson eve döndüğünde artık kör değildir. Kayıp olduğu süre boyunca yaşadıklarını ne üvey ailesine ne de FBI’a anlatmak istemez. Üstelik adının Prairie değil OA olduğunu söylemektedir. Küçük bir kasabada yaşadığından Prairie’nin dönüşü çevredekileri hem şaşırtır hem de korkutur. Kimilerine göre geri dönüşü bir mucizeyken kimilerine göre de tehlikeli bulunur. Ailesi onu kontrol altında tutarak yaşadıklarını atlatmasına yardımcı olmaya çalışırken Prairie mahalleden topladığı 5 kişiye başından geçenleri anlatmaya başlar.

Netflix hayatımıza girdiğinden beri tv kanallarındaki uyduruk programlardan biraz daha uzaklaşıp daha yaratıcı ve kaliteli yapımların keyfini çıkarmaya başladık. Netflix’in Stranger Things bombasından sonra benzer öğeler taşıyan The OA Aralık 2016’da 8 bölüm olarak yayınlandı. 8.0 IMBD puanıyla gizem sevenlerin dikkatini çeken dizide başrolü oynayan Brit Marling aynı zamanda The OA’in yaratıcılarından. Yönetmen Zal Batmanglij ile daha önce de beraber çalışan Brit Marling ekonomi okumasına rağmen oyuncu olmuş. Kendisine korku filmlerinde sevimli sarışın rolleri teklif edilince de kendim yazarım kendim oynarım demiş. Geceli gündüzlü çalışarak ortaya çıkardığı iki film Another Earth ve The Sound of My Voice 2011 yılınca Sundance film festivalinde premier yapmış. İkisini de izlemedim ama plotlara bakarak özellikle The Sound of My Voice ve The OA konu olarak oldukça benziyor diyebilirim.

Brit Marling ve Zal Batmanglij The OA üzerinde çalışmaya 2012 yılında başlayıp 2 sene boyunca hiçbir stüdyonun kapısını çalmadan birbirlerinin yorumlarını alarak hikayeyi geliştirmişler. Daha sonra Brad Pitt’in sahibi olduğu Plan B yapım şirketi ile görüşüp onların da yorumlarını alarak projeyi diziye çevirmişler. Yönetmen Zal’ın kardeşi Rostam serinin bestecisi rolünü üstlenip tema müziğini de yazmış. Dizinin önemli bir parçası olan o meşhur hareketlerin kareografı ise Ryan Heffington. Kendisi Sia’nın Chandelier ve Elastic Heart video klipleri ile en iyi koreografi ödülünü almış. Oyuncular bu danslar için koreograf ile beraber dans dersleri almışlar.

The OA’in eleştirmenler tarafından Stranger Things ile karşılaştırılmasının sebebi OA’in hikayesini anlattığı dört genç ve bir öğretmenin onun gizemini çözmeye çalışması. OA’in hikayesinde birleşen bu ekip aslında hepsi birbirinden uzak karakterlere sahip. Okul kafeteryasında her biri ayrı masalarda oturan çocuklar. Başlangıçta hikayenin gerçekliğini sorgulasalar da iyi bir hikayenin gücü herkesi esir alabileceği gibi onları da esir alıyor. Bir yandan kendilerine anlatılanların doğruluğunu araştırıyorlar. Yine de her akşam aynı yerde ve saatte toplanıp hikayenin devamının ne getireceğinin merakı ile buluşuyorlar.

Yazının buradan sonrası spoiler içermektedir!

Hikayenin ortaya çıkışı Brit Marling’in yıllar önce bir partide ölüme yakın deneyim (NDE-near death experience) yaşamış bir kadınla tanışması ile başlamış. Daha sonra Brit ve Zal Raymond Moody’nin NDE’ler üzerine yazığı Life After Life kitabını incelemişler. Bu deneyimi yaşadığını iddia eden tüm insanların bedenini arkada bırakarak bir yere gittiğini anlatması akıllarına orasının neresi olduğu ve bu deneyimi yaşayan herkesin aynı yere mi gittiği sorularını getirmiş. Ayrıca geri döndüklerinde daha önce sağır olanların artık duyabilmesi veya olağanüstü sanatsal yeteneklere sahip olması da dikkatlerini çekmiş. İşte The OA’in hikayesi de genel olarak bu deneyim hikayelerine dayanıyor.

Dizinin en nefret edilen ama aynı zamanda bence en önemli karakteri Jason Isaacs’in canlandırdığı Doktor Hunter Hap. Isaacs, NDE yaşamış insanları denek olarak kullanarak ölümden sonra nereye gittiklerini araştıran takıntılı bir doktoru canlandırıyor. Bulduğu denekleri tekrar tekrar öldürerek onları incelemek ve bulgularını kaydetmek Hap’in hayatının tümü diyebiliriz. Her ne kadar yöntemleri hiç insancıl olmasa da bir bilim adamının ölümden sonrasını araştırması bilim kurgu ve fantazya açısından elverişli bir hikaye oluşturuyor. Çünkü ölüm hepimiz için kaçınılmaz olduğu kadar gizemli ve karmaşık. Brit Marling’in Esquire röportajında dediği gibi bilimin gelişmesiyle ölümü ölçme şeklimiz de değişiyor.

The OA’yi izlemeye başladıktan sonra Curiosity’de rastladığım What is Death başlıklı bir yazı dizinin bu bakış açısını anlatıyordu tam olarak. Şöyle bir düşününce gerçekten de ölü ve sağ arasındaki fark siyahla beyaz arasındaki kadar net değil. Ölü sanılarak daha sonra mezardan ya da ceset torbasından çıkarılan insanlarla ilgili haberleri de duymuşluğumuz var. Kalbin durması, nefes alıp vermenin durması veya beyin fonksiyonlarının durması ölüm olarak sayılabilir. Bir insanın tam olarak ölü sayılabilmesi için aslında tüm bunları içeren bir dizi mini ölümler yaşaması gerekiyor.

IMDB The OA’yi drama, fantazya ve gizem olarak sınıflandırmış. Her ne kadar içinde bilimsel unsurlar olsa da şu anki haliyle bilim kurgu hatta fantazya demek zor. Bu sınıflandırmayı yapabilmek için sanırım OA’in anlattıklarını doğrulamamız gerekiyor. Çünkü 8 bölüm boyunca acaba OA’in hikayesi nereye varacak diye düşünürken bir yandan da tüm bunların onun hayal gücünün ürünü olabileceğini de düşünüyor insan. Çünkü hikayesini sadece onun ağzından dinliyoruz. Yani kendisi güvenilmez anlatıcı (unreliable narrator) konumunda. Ayrıca hikayesinde kendisinin orada bulunmadığı bölümler bile var. Dizi sona erdikten sonra hiçbir şeyi açıklığa kavuşturmayan son bölüm bloggerlar ve youtuberlar tarafından ele alınıp birçok teori üretilmiş durumda. Herkesin aklında bir çok soru varken yapımcı ve başrol oyuncusu Brit Marling eğer ikinci sezon için şans verilirse tüm soruların yavaş yavaş cevaplanacağını açıklamış verdiği röportajlarda.

Umarım ikinci sezonu görürüz ve bu sorulara mantıklı cevaplar buluruz. Her dizide olduğu gibi yine Lost gibi olmasın ne olur diyoruz içimizden 🙂 Dizi hiçbir yere varmasa hatta devamı gelmese bile şu haliyle bence gayet başarılıydı. OA’in saçma sapan dansları ile başka boyutlara gidebilme Saturn’ün halklarını dinleme ihtimalimizi sevdim ben. O kadarı bana yetti.



Etiket: , , , ,


Yazar Hakkında

1984 doğumlu. Evli.Tenten’in annesi. Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisi olmasına rağmen çok sevdiği denizi bırakıp yerleşik hayata geçti. 2009’dan beri yazılım sektöründe test mühendisi olarak çalışıyor. Bilim kurguyu, kitapları ve hayvanları çok seviyor.



Başa Dön ↑