Anadolu Korku Öyküleri 3 Yılgayak

Anadolu Korku Öyküleri 3 – Yılgayak: Korku kaldığı yerden devam ediyor

2017’nin En İyi Yerli Fantastik, Bilim Kurgu ve Korku Kitapları yazısında listelenen kitapların incelemelerinin de yakında geleceğini söylemiştim. İşte onlardan biriyle karşınızdayım. Anadolu Korku Öykülerinin 3. Kitabı Yılgayak.

2017’nin sonlarına doğru yayınlanan Anadolu Korku Öyküleri 3 – Yılgayak, Kadıköy – Muhit’te hoş ve mütevazı bir lansman ile duyuruldu. Yazarlarının çoğunun katıldığı lansmanda yazarlar, kendi öykülerinin kapaklarını okurlar için teker teker imzaladılar. İçerisinde 10 öykünün bulunduğu derlemenin, lansmanına katılan okurların elinde (ben de dahilim o gruba) en az 7-8 imzalı bir kitap bulunuyor. Ve söylemeden geçemeyeceğim, imzalı kitap okumanın tadı ayrı güzel.

Anadolu Korku Hikayeleri 3 - Yılgayak - Yazar ekibi

Anadolu Korku Hikayeleri 3 – Yılgayak – Yazar ekibi

Uyarı: Aşağıdaki yorumlar yer yer spoiler içermektedir.

Yılgayak  – Funda Özlem Şeran

Anadolu Korku Öykülerinin 3.kitabına adını veren Yılgayak, homofobik ve kadın düşmanı bir seri katil, ormanda son kurbanını gömerken başlıyor. Kendine gore o aslında bir kahraman, toplumu pisliklerden temizleyen bir infazcı. Ormanda karşılaştığı neşeli ve cıvıl cıvıl, sanki başka bir mekan ve zamana ait iki kızla karşılaşınca kendisine yeni kurbanlar bulduğunu düşünerek peşlerine takılıyor. Peki bu kızlar Koçağanı kutlamaya hazırlanan Karakızlarsa? Ormanda bir kötünün başına neler gelebilir? Cani ben olsam başka kötülerden korkar mıydım sorusunu bana sorduran bir öyküydü Yılgayak. Funda Özlem Şeran’ın başarılı anlatımıyla Yılgayak, Türk efsanelerinin öğelerini barındıran, merak uyandırıcı ve kitabın en eğlenceli bulduğum öykülerinden biri oldu.

Sakın! – Demokan Atasoy

Demokan Atasoy, Anadolu Korku Öyküleri serisinin üç kitabında da öyküleri ile yer alan yazarlardan biri. Anadolu Korku Öykülerinden başka, Aşkın Karanlık Yüzü derlemesinde ve Yabani dergisindeki öykülerini okuma fırsatı bulduğum yazarın  okuduğum her öyküsüyle bende farklı bir tat ve izlenim bıraktığını söylemem gerek.

Sakın!, küçük ve yabancı bir kasabada yaşlı bir çiftin evinde oda kiralayan gencin, ev sahiplerinin işi çıkması dolayısıyla evdeki bebekle baş başa geçirdiği bir geceyi anlatıyor. Bu öyküyü okurken içinde bir bebek olmasından ve onun için endişeleniyor olmamdan olsa gerek oldukça tedirgin oldum. Öykünün nereye varacağını bir türlü kestiremedim ve bu ilginç bir deneyimdi, bu kadar çok öykü okuduktan sonra artık 2. Sayfada olayı çözebiliyorum genelde çünkü. Rüyadan uyanma hali, etrafını algılayamama, rüyadan gerçekliğe geçiş ve kavrayış o kadar güzel ve gerçekçi aktarılmış ki, çok rüya gören bir insan olarak oldukça etkilendiğimi ve sürprizli sonunu çok beğendiğimi söylemek istiyorum. İskelet Anahtar tadındaki bitişini gerçekten hiç beklemiyordum.

Gölgeler – Murat Başekim

Gölgeler

Gölgeler

Günümüz dünyasına ve insanına sert bir eleştiri yapan bu öykü beni oldukça etkiledi. Murat Başekim’in zamansız bir dönemde herhangi bir kasabada geçen öyküsü doğaüstü özelliklerinin altında derin bir gerçeklik barındırıyor ve insanı kendi boşluğuyla yüzleştiriyor. Anlatımını oldukça güçlü bulsam da günlük hayatlarımızın anlamsızlığını sorgulatan yönü beni oldukça negatif etkiledi diyebilirim.  

Hasat – Orkide Ünsür

Ailede adı anılmayan dedenin, varlığı çoktan unutulmuş ıvır zıvır arasında bulunan defteri ve bu defterde okunanlardan esinlenilerek yaratılan bir kurgu. Adeta kurgu içinde kurgu. Ya da Orkide Hanım’ın gerçek dayısı mı acaba. (Şaka).Öncelikle zeytin ağaçlarına saygı duruşu yapması, onları korumak adına verilen bir mücadeleyi anlatması açısından öyküyü hoş bulduğumu söyleyebilirim. Ancak ilk sayfalarda vadettiği tuhaflığı sonlara kadar taşıyamıyor sanki. Tuhaf kelimesi benim için çok iddialı şeyler vaat ediyor olduğundan da olabilir tabii. Öyküdeki tuhaflıkların  benim umduğum kadar olmadığını belirtmeliyim. Yazım tarzını, akıcılığını beğendiğim öykünün belki de kurgu içinde kurgu olması bende bu eksik tuhaflık izlenimini yaratmış olabilir. Sanki öykü yeniden yaratılmış olmasaydı da bulunan defterin üzerinden gitseydi ben daha fazla tatmin olacaktım. Ancak benim için bu da farklı bir tarzdı.

Orkide Ünsür aynı zamanda Aşkın Karanlık Yüzü derlemesinin de oluşmasına ön ayak olan bir yazar. Başarılı girişimlerinin devamını diliyorum 🙂

Cazı Nene – Mehmet Berk Yaltırık

Osmanlı döneminde, İstanbul’da uğradığı kovuşturma sonrasında  Fizan’a sürgün kararından kaçabilmek için Trabzon’a gizlice giden bir talebenin macerası buluntu hikaye türünde aktarılıyor. Mektup türünde yazılan hikaye akıl hastanesinin arşivinde ele geçirilmiş. Anlatıcı,Trabzon’daki daha önce görmediği Cazı Ninesinin şehirden oldukça uzak, ıssız bir bölgedeki evinde konaklıyor. Bu süre içerisinde  tuhaf olaylara şahit oluyor ve Cazı Ninesinin sırrını keşfetmeye başlıyor.  Laz şivesiyle konuşan vampire benzer yaratıkların bana çok eğlenceli geldiğini söyleyebilirim ancak buna rağmen bir o kadar da ürkütücü bir öyküydü. Ertesi gün keyifle arkadaşlarıma anlatırken laz şivesiyle konuşan korkunç  vampirlerin olduğu bir öykü okudum, hem çok eğlendim, hem korktum hem de çok değişik buldum dediğimi hatırlıyorum. (Çok şanssız arkadaşlarım var değil mi, kahvaltıda kanlı vampir hikayeleri anlatıyorum onlara tostlarını yerlerken, güne 1-0 yenik başlıyorlar sanki )

Mehmet Berk Yaltırık’ın 2017’de Yedikuleli Mansur romanı çıktı, Anadolu Korku Öykülerinin 2. Cildinde de bir öyküsü bulunuyor.

Karakura – Ali Yeniay

karakura

karakura

İlkokul öğretmeni olarak Doğu Anadolu’da bir köye atanan Metin’in hikayesinde bir çocuğa musallat olan Karakura ile tanışıyoruz bu öyküde. Karakura, Türk söylencelerinde insanların kabuslar görmesine neden olan bir karabasan cini. Babası kendilerini terkeden ve arkadaşları tarafından dışlanan bir çocuğun öfkesinden beslenen Karakura, geceleri ortaya çıkarak insanların canlarını almaya başlar. Metin, öğrencisi olan çocuğu bu yaratıktan kurtarabilecek midir?

Sonu başından belli olmayan öykülerden biri Karakura. Sonuna kadar merak duygusunu yüksek tutuyor ve sonunda da çok beklenmedik bir sonla final yapıyor.

Pezevenk Kör Botan’ı Niye Yedim? – Uğur Batı

Kitabın en eğlenceli imzasına sahip bu öyküden çok beklentim vardı. İlk defa Aşkın Karanlık Yüzünde okuduğum Uğur Batı’nın öyküsü derleme içerisinde en beğendiğim öykü olmuştu. Bu derlemede de öyle olacağına dair büyük bir inancım vardı daha başlamadan. Ancak en favorim olamamasının nedeni sanırım öykünün içerdiği vahşet dozu. Canlı canlı pezevenk derisi nasıl yüzülür, kan kaybından hemen ölmemesi için neler yapılır baya detaylı öğreniyorsunuz bu öyküyü tamamladığınızda. İşkence 101 – pratik sınavı da geçerseniz diplomayı alırsınız 🙂

Okumaya başlamadan kitabı benden önce bitiren kardeşime, Anadolu Korku’nun en ümit vadeden öyküsüne geldim dediğimde “ben onu okuyamadım” diye bir cevap aldım ve cidden çok şaşırdım. Yine de ben ondan dayanıklıyımdır diye başladım aynı hevesle okumaya. Bitirdiğimdeki yorumum “uzun zamandır bu kadar sert bir öykü okumamıştım” oldu.

Öykü, aynı çetedeki iki iblisin, Amansız Hozan ile Kör Botan’ın mücadelesini anlatıyor. Vahşi anlatım diline katlanabilirseniz, Amansız Hozan’ın  argolarla renklenmiş eski dilde  samimi anlatımıyla oldukça eğlenceli hale gelen öyküden epeyce keyif alabilirsiniz bence.

Taş Uyur – Işın Beril Tetik

Toprağın altından gelenler

Toprağın altından gelenler

Yine 2017’de Kara Kara Kapkara öykü kitabı çıkan Işın Beril Tetik’in, Anadolu Korku Öyküleri serisinin üçünde de öyküleri yer alıyor. 2017’nin başlarında yayınlanan Aşkın Karanlık Yüzü ve sonunda yayınlanan Karanlık Yılbaşı Öyküleri derlemelerinde de yer alan Tetik, arkadaşları arasında Korkunun Kraliçesi olarak adlandırılıyor. İmzalarken “daha nice karanlık hikayede buluşmak dileğiyle” yazmış ya, şimdiden önümde buluşulacak birçok hikayesi bulunuyor. Umarım ileride de bu üretkenlikle devam eder ve hep buluşuruz 🙂

Öykü kanla sulanmış bir alanı kutsamak için yaşlı bir adam ve torunun, üzerinde yazılar yazan bir taşı o bölgeye dikmesi ve tam arkasına da bir fidan dikmesi ile başlıyor. Sonra günümüze dönen hikayede tam da bu alana bir tesis yapılmak için çalışmalar başlıyor. Sinan, projenin baş mühendisi. Köylülerin ve özellikle yaşlı bir adamın ısrarla buranın kutsal bir alan olduğunu söylemesine rağmen, işçiler korksalar da çalışmalar başlıyor. Alan kazılmaya başlandığında taşa ulaşıyorlar ve bu kısımdan sonrası oldukça gerilimli bir hale dönüşüyor. Yerin altından çıkan kutsal alanın sakinleri şantiyedeki işçilere saldırıyor. Sinan ve işçilerin, köylülerden etkilenmesine karşı çıkan ve gıcık bir karakter sergileyen ustabaşının çarpıldığı sahne özellikle rahatsız edici. Ayrıca korkudan kaçan insanların parçalanma sahneleri de detayları ile anlatılıyor. Işın Beril Tetik’in öyküleri genellikle huzurlu bir son sunmaz. Öykünün başından itibaren bir şekilde yakınlık kurduğunuz Sinan’ın kurtuluşunu da hiç ümit etmemiştim bu sebeple açıkçası. Özellikle Anadolu Korku Öykülerinin ilk kitabında en beğendiğim öykü Işın Beril Tetik’in Gelin Otu öyküsü olmuştu. Onun kadar etkilenmesem de Taş Uyur yine 3. Kitaptaki en beğendiğim öykülerden oldu.

Misafirler – Galip Dursun

Şekildeğiştirenler

Şekildeğiştirenler

Galip Dursun da Işın Beril Tetik ve Demokan Atasoy gibi,1. Ve 2.  Anadolu Korku Öykülerinde birer öyküsü bulunan ve Aşkın Karanlık Yüzü ve Karanlık Yılbaşı Öyküleri derlemelerinde yer alan yazarlardan. Ayrıca 2016 yılında Pusova adında öykü kitabı da yayımlanmıştı.

Misafirler,4  bölümden oluşuyor:  Çolak Hasan, Rüstem Ağa, Gonca ve Gül adındaki 4 bölüm, 3 farklı karakterin gözünden aktarılıyor.  İlk okuduğumda bir kurt adam hikayesi zannettiğim öyküyü, Galip Dursun’la yaptığım sohbetten sonra çok farklı yorumladığımı fark ettim ve aldığım bilgilerin ışığında tekrar okudum. Bağlantılarını kuramadığım birçok yeni detayın farkına vardım ve ilk okumamdan çok daha fazla keyif aldım diyebilirim.

Çolak Hasan’ın garip görünüşlü yedi yabancı ile karşılaştığı ilk bölüm Yabani Çizgi roman  dergisinde yayınlanmıştı geçen sene. Oldukça üstü kapalı olmasına rağmen baya ürkünç gelmişti o zaman da bana ve öykünün  detaylarını çok merak etmiştim.

Çolak Hasan sürüsünü otlatırken yabancılarla karşılaşıyor, kendilerinden su isteyen adamları suyum yok diyerek çeşmeye yönlendiriyor. Ancak adamlar Hasan’ın kuzularından birini yiyip, Hasan’ın da kanını emiyorlar ve ondan kendisini  Gonca’nın evine götürmesini istiyorlar. İlk başta 7 kişi olan misafirler Çolak Hasan’ın kanını içerlerken tek bir kişide birleşiyor, hepsinden ayrı ayrı izler taşıyor, hepsinin farklı bir yanını aynı anda yansıtıyor. Gonca’nın dedesinin demir dövmesi ile hikaye devam ediyor. Rüstem ağa bir yandan torununa hançer yaparken bir yandan da kızını hatırlıyor. Tuhaf bir keçinin peşine takılıp kaybolmasını, bir yıl sonra kucağında bir çocukla dönmesini ve kızının ölümünü hatırlıyor. Sonra misafirler geliyor. Ardından Gonca, karanlık bir odada kan içinde uyanıyor. Ellerindeki kesiklerden başka bir yarası yok. Odada bir sürü ceset var. Hangi canavarlar bunu yaptı bilemiyor. Peşine düşmelerinden korkuyor. Dördüncü ve son bölümde ise Gonca tüm olanları hatırlıyor. Misafirlerin dedesi ile yaptıkları tuhaf konuşmaları, odada olan olayları, başına gelenleri. Ardından bulunduğu odaya bazı ufak yaratıklar geliyor ve Gonca onları gördüğünde kendi asıl varlığının farkına varıyor.

Yaşbaz – Murat Baykan

Daha önce Aşkın Karanlık Yüzü derlemesinde Oğullar adlı hikayesiyle yer alan Murat Baykan’ın Yaşbaz’ı Yılgayak’ın son öyküsü.

Yaşbaz adlı bir varlık bir mezardan çalınan madalyon sayesinde serbest kalır ve madalyonu çalan gruptan Kerim’e ve ailesine dadanır. Kerim ve ailesi iki farklı yerde benzer etkilere maruz kalırlar. Kerim’in annesi, eşi, bebeği ve hafif yarım akıllı kayınbiraderi aynı evdelerdir. Aldıkları bir kokudan ve zamanın doğru akmamasından Yaşbaz’ın geldiğini anlayan anne Hanife Hanım kapının asla açılmamasını emreder ve evin dışarıya açılan tüm kapılarını, pencerelerini sıkıca kapattırır. Ancak sonrasında dua ederken uykuya dalar. Kerim bu sırada arkadaşları ile kavga etmiş eve doğru ilerlemektedir. Kerim’in eşi Dilek ve kardeşi Rıfat sobadan çıkan gazdan rahatsız olurlar ve kapıyı açmak isterler. Kapıda Kerim’in olduğunu düşünmektedirler. Ancak gelen Yaşbazdır.

Yaşbaz’ın Anadolu hikayelerinde yer alan bir varlık olup olmadığını bilmiyorum. Daha önce hiç duymamıştım ve araştırdığımda da bir bilgiye ulaşamadım. Ancak özellikleri ilginç. Zamanı kontrol edebiliyor. Yavaşlatıyor hatta neredeyse durduruyor, geri alıp tekrar tekrar oynatabiliyor. Bu yaptığı şeyle sanki kendi ömrünü uzatıyor.

Yaşbaz’ın Dilek, Rıfat, Kerim hatta Hanife Hanım’a yaptıkları neyse de o bebeğin yaşadığı eziyeti okumak açıkçası bana çok zor geldi. Yine de öyküdeki diğer öğeler, antik mezar, madalyon, yaşbazın yetenekleri oldukça ilgi çekiciydi. Öykünün dilini çok akıcı bulamadığımı itiraf etmem gerekiyor. Çok yoğun şive kullanımı okunurluğu azaltmış bana göre.Bazı kelimeleri hiç anlayamadım desem yeridir. Cazı Nine öyküsünde de Karadeniz şivesi çok yoğun kullanılmıştı ama onda benzer sıkıntıyı yaşamadım (Karadenizli olduğumdan olsa gerek)

Keyifli okumalar dilerim

Etiket: ,


Yazar Hakkında

Tüm dünyaya karşı bir kaliteci, özellikle süreçlere uymayanlara düşman. Süper kahramanlardan oluşan bir kalite takımının yöneticisi ve kurgu-bilim'in 4 silahşöründen biri. Bunlar yetmiyormuş kendisi gibi bilim kurgu seven eşiyle birlikte dinozor manyağı bir ufaklığın da ebeveyni. Hepsine nasıl yetişiyor kendisi de bilmiyor ama ailesi, bilim kurgu ve grunge onun vazgeçilmezleri.