Armageddon – Şeytanın İntikamı

Armageddon, ülkenin 7 yerinde aynı şekilde işlenen gizemli yedi cinayetle açılış yapıyor. Cinayet mahallinde bulunan gizemli sandıklar ve içlerinde ne olduklarını anlamadıkları tuhaf cisimlerle karşılaşan ve kendilerini oldukça tuhaf bir soruşturmanın içerisinde bulan Mardin emniyet birimi kısa süre içerisinde olaylara dahil oluyor.

Cahit Komiser, Tarık ve  Seyfullah, kamera kayıtlarını incelediklerinde bu olayın bir insan tarafından işlenemeyeceğini düşünürken, daha önce bahsini hiç duymadıkları MİT yani Metafizik İstihbarat Birimi onlarla iletişime geçiyor. Kendisi de cinlerle iletişim kuran MİT mensubu Yasin Hoca’dan cinayetlerin sadece Türkiye’de değil dünyanın en önemli 7 ülkesinin 7 şehrinde işlendiğini, Pentagon ve Rotshild ailesi arasındaki savaşla bağlantısı olduğunu ve bunların arkasında şeytanın parmağı olduğunu öğreniyorlar.

Bu toplantı cinlerin saldırısıyla yarıda kesilirken ekipten biri hayatını kaybediyor, Yasin Hoca yaralanıyor ve ifşa oluyor.

Seyfullah başta çok sıradan, toy bir polis memuru gibi görünse de, aslında hikayenin odak noktasına yerleşecek bir rolü var. Çocuğu sapık bir katil tarafından katledilmiş, karısı ve kendisi büyük acılar yaşamışlar. Seyfullah bu uzun günün ardından evine gittiğinde intihar eden eşinin cesedini buluyor.

En büyük amacı bunların tek kaynağı olarak gördüğü  katili öldürüp intikamını almak haline geliyor.

Bu sırada, Mardinin Nusaybin ilçesine bağlı Gırnavaz köyüyle tanışıyoruz. Bu köy cinlerin başkenti olarak biliniyor. Ancak yüzlerce yıl önce Müslümanlığın başlangıcıyla birlikte kötü cinler sürülmüş ve Müslüman cinlerin eline geçmiş. Halk huzurlu bir yaşam sürüyormuş ta ki Hedra dedikleri ve cadı olduğu düşülen bir kadın buraya gelene kadar.

Hedra Müslüman cinleri kovup Gırnavaz köyünü ele geçirmiş. Şimdi de dünyada sürdürdükleri operasyonu buradan yönetiyor. Hedra, Şeytanla dünyanın savaşında çok önemli bir rol oynuyor.

Bu sırada sahneye Mehmet Fatih çıkıyor. Çok inançlı, iyi yürekli, temiz bir öğretmen Mehmet. Ama Seyfullah gibi önemli bir karakter ve bu savaşta önemli bir yeri var. Kendisine Hızır Peygamber tarafından verilen kılıçla cinlerin kuyusuna inerek onları büyük bir güçle biçiyor. Neredeyse Hedra’yı öldürecekken Sin Şeytanının yardımcılarından biri tarafından durdurulup hapsediliyor.

Kısa özetimden de anlayacağınız üzerine hikayenin alt yapısı olarak İslam Dini kullanılmış. Cinlerle savaş sahneleri oldukça aksiyonlu olsa da, silahla ya da yumrukla dövüşten daha çok Kur’an okuyarak mücadele gerçekleşiyor.

Mehmet Fatih’e Hızır Peygamber tarafından verilen kılıç Halid Bin Velid’in kılıcı, bu sayede onunla Hedra’yı öldürmeye bu kadar yaklaşabiliyor. Daha önce bu kılıç Uzza’nın içerisindeki iblisi öldürmek için kullanılmış. Bu güç sayesinde Mehmet Fatih adeta bir süper kahramana dönüşüyor.

Bu aşamada yaşanan rüya ile gerçek arası bir bölüm oldukça ilgi çekici geldi bana. Mehmet Fatih, gece bir ses duyduğu için okula giriyor okulda tüm sıraların dolu olduğunu görüyor. Dikkatli baktığında çocukların hepsinin aynı çocuk olduğunu ve hepsinin kendi olduğunu görüyor. Sonra çocukları başları sıranın üzerinde ve kanlar içinde görüyor. Sınıftan dışarı kaçtığında çocuklar da peşinden koşarak ona adeta topmuşcasına kendi kafalarını fırlatıyorlar. Geceleri çok kabus gören biri olarak bu kısmı gece okumak beni baya korkuttu. Paragrafı bitirir bitirmez ışıkları açarak geçtiğim koridordan koşarak yatağa sıvıştım.

Bunun gibi oldukça ürkütücü kabuslar ve mücadele sahneleri ile dolu olduğu için Armegeddon’un korku tarzı altında sınıflandırılabilir.

Keyifli bir şekilde okunsa da yer yer okunabilirlik konusunda düzenlemeler yapılması gerekebilir diye düşünüyorum. Ufak tefek anlatım bozuklukları ve yer yer tekrara düşen kısımlar olduğunu fark ettim. Yine de çok zorlamadan akıcı şekilde ilerlemesini bozmuyor.

Arada bana tuhaf gelen fikirler de oldu. Mesela kurukafanın şeytanı sempatik göstermek için sevimli tasvir edilmesi tişörtlerde, duvarlarda yer alması gibi. Bize bu kadar ait bir şey neden şeytanın simgesi olsun diye düşünmeden edemedim. Sonuçta kafataslarımız her daim bizimleler, arasıra onları sevimli şekilde gördüğümde şeytanlık yerine insanlık geliyor benim aklıma genelde. 🙂

Sin şeytanı konusu da bana kitapta ilginç gelen konulardan biri oldu. Aya sürülmüş bir şeytan ordusu, 1400 yıldan beridir oradalar ve NASA ve Pentagon 2003’ten beri Ay’ı bombalıyor. Amaçları onları tutsaklıklarından kurtarmak. Peygamber’in Şakkül Kamer diye bir mucizesi olduğunu öğrendim, kitaptaki referansı internetten araştırdığımda. Hz. Musa’nın Kızıldeniz’i yarması gibi, Hz. Muhammed de Ay’ı ikiye ayırdığına dair bazı anlatılara rastladım. Ancak Sin Şeytanları ile bağlantısı hakkında bir şeye rastlamadım. Bu gibi noktalarda yazarın kurgusunu kutsal kitap anlatılarından ayırt etmek biraz beni zorladı diyebilirim.

Bir seri olarak planlanan Armageddon’ın 2. Bölümü yakında çıkmak üzere. İtiraf etmeliyim ki kahramanlarımız – onlardan geriye kalanlar – pek parlak durumda değiller. Kitabın ilk sayfalarında tanıştığımız çoğu karakter feci şekilde can verdi, ya da hapsedilip işkence gördü ya da beyni şeytanlar tarafından yıkandı.

İnsan bir kitap okuduğunda, okuduğu tarafın kazanmasını umuyor tabii ama bu kitapta öyle bir beklentiye girmeyin derim. Tabii bu durum ikinci kitapta bizi nelerin beklediği konusunu daha da meraklı hale getiriyor.

Yazardan beklentim, birinci kitabın tanıdığımız tüm karakterlerini birinci kitaptakinden daha da vahşi şekilde yok etmesi ve tamamen yeni karakterlerle devam etmesi, ama onlara da çok acıyacağını düşünmüyorum. Bu açıdan olayların çok süprizli ilerlediğini tahmin edersiniz.

Her ölümde yok artık ama bu karakter gerekliydi, şimdi ne olacak diye düşünmeden edemedim. Yine de Seyfullah şu an aklı pek yerinde olamasa da en umut vaad eden karakter gibi görülüyor.

Birinci kitapta olaylar dünya çapında başlayıp küçük bir köyde sonlanmıştı, daha doğrusu bizi Türkiye’nin doğusunda küçük bir köye taşımıştı. İkinci kitapta ise yazar bize daha evrensel bir savaş vaad ediyor. Bakalım nerelere gideceğiz?

Yazar Hakkında

Ali Çiğdem, 1984 Diyarbakır doğumlu. 2011 yılında Dicle Üniversitesinden mezun olup Türkçe Öğretmeni olarak çalışmaya başlamış. Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra HİÇ yayınlarında Korku-Gerilim yazarlığı yapıyor. Evli ve iki çocuk babası olan yazar halen Diyarbakır’da yaşıyor.

Etiket: , ,


Yazar Hakkında

Tüm dünyaya karşı bir kaliteci, özellikle süreçlere uymayanlara düşman. Süper kahramanlardan oluşan bir kalite takımının yöneticisi ve kurgu-bilim'in 4 silahşöründen biri. Bunlar yetmiyormuş kendisi gibi bilim kurgu seven eşiyle birlikte dinozor manyağı bir ufaklığın da ebeveyni. Hepsine nasıl yetişiyor kendisi de bilmiyor ama ailesi, bilim kurgu ve grunge onun vazgeçilmezleri.