Astera Kaşifleri: Türlerin İttifakı - Levent Çaşka

Astera Macerası, Türlerin İttifakı ile devam ediyor

Astera Kaşifleri, serinin ilk kitabı İçdünya Destanı çok heyecanlı bir yerde sona ermiş ve okuru epeyce merakta bırakmıştı.

Son bölüme kadar, gemileri Einstein’de hedeflerine doğru ilerlerken rastladıkları ve Astera olarak adlandırdıkları asteroidi keşfetmeye giden ve burada oldukça ilginç yapılar keşfeden Einstein ekibi, son bölümde ilk defa zeki canlılarla karşılaşmış ve onlarla tehlikeli bir savaşın ortasında kalmışlardı. Çok zeki ancak fiziksel olanakları hayatta kalması için yetersiz olan canlılar ile onun yönetimi altındaki güçlü ama aptal canlıların simbiyotik birleşiminden (ortak yaşam) oluşan güçlü bir düşman ordusuyla karşılamışlar ve ekipten Lera bu akıllı yaratıklardan biriyle birleşmek durumunda kalmıştı.

Astera Kaşifleri - Levent Çaşka

Türlerin İttifakı elime ulaştığında büyük bir merakla hemen okumaya başladım. Acaba ekibe ne olacaktı, Lera’yı yaratıktan kurtarabilecekler miydi diye düşünerek sayfaları çevirmeye başladım. Adından da anlaşıldığı gibi birden fazla türle karşılaşacağım için de ayrıca oldukça heyecanlıydım. Ancak kitabın ilk sayfalarında, Einstein ekibi yerine bambaşka bir ırk olan Ferinlerle karşılaşmak beni biraz şaşırttı. Önce şaşırsam ve ekibe ne olduğunu merak etsem de Ferinler öyle ilgi çekiciydi ki farklı bir romana dalmışım gibi dünyalarına dalıverdim.

Ferin: Kediye benzeyen, çok kavgacı ama aynı zamanda sevimli bir insansı tür.

Astera Kaşifleri Türlerin İttifakı - Levent ÇaşkaAslında bu kısa tarif Ferinler hakkında çok da fazla bilgi vermiyor. Kavgacı olmaları en önemli özellikleri ve bu sebeple başlarına birçok iş de açılıyor ama Ferinler hakkında bundan çok daha fazlası da var. Ferin laneti örneğin. Ferin erkekleri ile Ferin kadınları ayrı şehirlerde yaşıyorlar ve çiftleşmek için sadece belirli dönemlerde bir araya geliyorlar. Bunun nedeni gerçekten çok ilginç ama daha fazla sürprizbozan vermemek adına burada durmam iyi olacak. Okuyarak keşfetmek çok daha keyifli olacaktır diye düşünüyorum. Ferinleri okuyup bir yandan da sosyoloji sınavıma çalışırken, Hindistan’da hala varlıklarını sürdüren Nayar Kabilesi ile karşılaşmak benim için ciddi anlamda şok edici bir tesadüftü. Ferinlerin sosyal yaşamı ve Nayar kabilesinin yaşamı öyle benzerlikler içeriyordu ki yazarın Ferinleri yaratırken bu kabileden etkilendiğini düşünüyorum.

Nayar kabilesi, anaerkil bir toplum, erkekler genellikle savaşta olduklarından köy kadınlar tarafından yönetiliyor, kadınlar iki tip evlilik yapıyorlar. Bir Tali kocaları bir de Sandbanham kocaları oluyor. Tali kocaları babalarının arkadaşı olan yaşlı erkekler, bu erkeklerle bir arada yaşamıyorlar, aralarında cinsel ilişki de olmuyor, onlara karşı tek sorumlulukları cenazelerine katılmak ve yaslarını tutmaktan ibaret. Sandbaham kocalar ise savaşçı oldukları için köyde durmuyorlar, köye geldiklerinde ise istedikleri kadar Nayar kadınını ziyaret edebiliyorlar. Kadınlarla erkekler arasında cinsel ilişkiden başka bir bağlılık olamaz, zorunluluktan kadının evinde kalsa da kadınla birlikte uyuyamaz, yemek yiyemezler. Nayar kadınlarının en fazla 12 Sandbaham kocası olabilir, bu evliliklerden doğan çocukların bakımında babanın hiç bir rolü yoktur. Kadınla erkek ömür boyu süren bir birliktelik kuramaz, birbirlerine hediye veremezler ve ekonomik bağımlılıkları yoktur. Oldukça ilginç bir toplum yaşamı olsa da bazı bilim insanlarına göre Nayar toplumunda aile vardır.

Bu hoş tesadüf ilerleyen bölümlerdeki artan benzerliklerle beni kendimden geçirdi diyebilirim. Doğru zamanda doğru şeylerin bir araya gelmesi de size doğru yolda olduğunuzu gösteriyor ya en çok da o sebeple sanırım. Doğru kitabı okuyorum (ki bu birinci kitaptan belliydi zaten 🙂 ) ve ikinci üniversitede doğru bölümü seçmişim gibi.

Hemen sonraki bölümde ekibi bıraktığımız noktada yakaladık. Lera tam bir simbiyotik birleşme yaşamışken, Jerfi’de ise birleşme başarılı olmamıştır. Düşman ordusunu geri püskürtmüşler ve Astera keşiflerine kaldıkları yerden devam etmeye başlamışlardır onlarla karşılaştığımız yeni bölümde. Giderek Astera’nın içerisinde küçük küçük silindirik ve küresel dünyalar olduğunu keşfetmeye başlarlar, trenleri kontrol ederek istedikleri yere gidebilir hale gelirler. Lera ile “uykucu” adını verdiği ortak yaşam arkadaşı arasında ilginç bir ilişki başlar. Kısa süre içerisinde birinci bölümden tanıdığımız iki Ferin, Ferin dünyasında gizli işler karıştırmak amacıyla bulunan Meteanlı insansı bir kuş aynı zamanda bir ajan olan Elion ve Einstein ekibi birleşerek büyük bir ekip oluştururlar ve Cameran adındaki, kendi dünyalarından ayrılan farklı türlerin bir arada yaşadığı bir şehirde konaklamaya başlarlar. Burada Lera’yı simbiyotik dostundan ayırmanın yollarını ararken bir yandan da tren taşımacılığıyla para kazanmaya başlarlar.

Bu sırada hem bu ana kadar Ferin dünyasında yaşananlar, hem de Elion’un ajan olarak aldığı son görev ve bazı trenlerde algıladıkları nükleer silahlar dünyalar arası büyük bir savaşın geldiğinin göstergesi olmaktadır. Asteralıların Tanrılar olarak adlandırdığı ve Astera’daki düzeni sağlayan, trenleri yöneten varlıklar mıdır bu savaşı isteyen? Simbiuslar nasıl bu kadar güçlenmişlerdir? Bu kadar zamandır ittifak halinde olan türler arasında büyük bir gerilim vardır ve ipler artık kopma noktasındadır. İşin en kötüsü de savaşı ne kimin yaptığı bellidir ne de nerede yapıldığı.

Herkes savaştan korkuyor ama savaşın nerede olduğunu bile bilen yok

Ve yine ekip çeşitli görevler nedeniyle ayrılmışken, Simbiuslar şiddetli bir şekilde Cemeran’a saldırır. Ekip bir araya gelmenin yollarını arar, içlerinden 3’ü ağır şekilde yaralanmıştır. Bu sefer bu karmaşadan kurtulabilecekler midir? Ulaştıkları yerde onlar bekleyen gizem nedir? Yine oldukça merak uyandırıcı ve bir sonraki bölüm için heveslendiren bir noktada ikinci kitap sonlanır.

Birinci kitaptaki ufak tefek sorunları tamamen çözümlendiği, çok daha akıcı, merak uyandırıcı, oldukça keyifli bir kitap olduğunu söyleyebilirim Türlerin İttifakı’nın. Arthur C. Clarke ve Gentry Lee’nin muhteşem Rama serisine benzerlikler hissediyorum konunun akışında. Başta tek cilt olarak planlanan Rama, Ramalıların her şeyi 3 kere yapmasının okuyucuya verdiği güçle, yazara devamının gelmesi üzerine yapılan baskılarla dört cilde çıkmıştı. Rama, ilk ciltte yapay asteroidi keşfeden dört kişilik astronot ekibinin maceralarını anlatıyordu. 2. ve 3. ciltlerde farklı insanların, Rama içerisinde kalarak buradaki diğer canlılarla tanışmaları ile devam ediyor en sonunda da Rama’yı yaratan Tanrısal varlıklara ulaşmaları ile sonlanıyordu. Astera’da benzer bir akış mevcut bana göre ancak akış benzese de anlatım da, ekibin maceraları da, asteroiddeki canlılar da oldukça özgün.

Silindirik bir dünyada yaşamanın tüm özellikleri vurgulanmış, kafanızı kaldırdığınızda yukarıdan aşağıya doğru ters duran binalar, yürüyerek çok uzun sürebilecek bir yolun uçarak kestirmeden geçilebilmesi, yan taban üzerinde gidilecek yollar, haritaya gerek olmadan gidilecek yolların kolayca görülebilmesi gibi. Okurken gözünüzde canlandırmanız oldukça kolay ve bir o kadar da eğlenceli farklılığı nedeniyle. Buyurun size bir Ferin Dünyası tasviri:

Buradan bakıldığında dev bir silindirin içinde olduklarını görebiliyorlardı. Silindirin içi yemyeşildi. Kentlerin dışında boş alan çok azdı. Her yer ağaçlar, kanallar ve göllerle kaplıydı. En büyük göl ise tam tepelerindeydi! Ferin dünyasında doğmuş olsanız ve bu manzarayı her gün görmüş olsanız bile başınızın üstünde duran milyonlarca ton su, ürkütücü bir görüntüydü.

Cemeran yani tüm türlerin bir arada yaşadığı şehir adeta Star Wars’un bar sahneleri kadar renkli. Astera’nın canlı yelpazesi son derece geniş. Şakanlar, tramenler, uzun bacaklar, kreenler, yelkenboyunlar ve daha niceleri. Astera’nın içerisindeki silindirik ve küre şeklindeki iç dünyalarda 50’den fazla değişik tür yaşıyor.

Bir önceki yazımda da belirtmiştim, ekibin çoğunluğunun ve liderlerinin kadın olması bu serinin en önemli özelliklerinden biri. Ekipteki kadınların birbirleri ile sohbetleri, birbirlerine takılmaları, kavgaları çok gerçekçi. Yazarın kadınları bu kadar iyi gözlemlemiş olması şaşırtıcı.

Romi (Robinslerden biri) Sana da günaydın Şanel. Küçük bey kısmına itirazım var. Unutma aslında her robotun ruhunun derinliklerinde bir kadın yatar

Keyifle ve bir solukta okuduğum macera, aksiyon, gizem, komedi unsurlarından yana zengin bir bilim kurgu eseri olan bu romanı herkese tavsiye ediyorum. Serinin üçüncü kitabını merakla bekliyorum.

Nayar Kültürü hakkında daha fazla bilgi için: Wikipedia

Etiket: ,


Yazar Hakkında

Tüm dünyaya karşı bir kaliteci, özellikle süreçlere uymayanlara düşman. Süper kahramanlardan oluşan bir kalite takımının yöneticisi ve kurgu-bilim'in 4 silahşöründen biri. Bunlar yetmiyormuş kendisi gibi bilim kurgu seven eşiyle birlikte dinozor manyağı bir ufaklığın da ebeveyni. Hepsine nasıl yetişiyor kendisi de bilmiyor ama ailesi, bilim kurgu ve grunge onun vazgeçilmezleri.