Marie Curie

Bilimin Kadın Kahramanları

Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. 

8 Mart, aynı zamanda tarih boyunca hep ikincil konumda olmalarına, hatta bazen vahşice öldürülmüş olmalarına rağmen tarihe iz bırakan, bazen de sadece yaşamayı başarabilen ama asla pes etmeyen bütün kadınların günü.

Bu özel gün için gökyüzünden atomlara, bir mısır tanesinden insan DNA’sına kadar merak eden, araştıran, öğrenen, öğreten, keşfeden, vazgeçmeyen, bilim dünyasında çığır açmış birçok buluşa imza atan, başka buluşlara ilham veren, Nobel dahil birçok prestijli ödül sahibi bilimin kadın kahramanlarını listeledik.

Hypatia (370 – 425)

Hypatia

Hypatia, Hellenistik dönemin Neo-platonist filozoflarından biridir. Astronomi ve matematikle ilgilenmiştir. İskenderiye’de Neo-platonik okulda felsefe ve astronomi öğretmenliği yapan Hypatia, hayatı ve eserleri kayıt altına alınan ilk kadın matematikçidir.

Kendi yazdığı eserler günümüze kadar kalmamış olsa da Euklid ve Ptolemeios’un eserlerini düzenlediği, Diophantus’un Aritmetica eserini yorumladığı bilinmektedir.

Pagan olmasına rağmen Hristiyanlara karşı oldukça anlayışlı olan Hypatia’nın birçok hristiyan öğrencisi olmuştur. Ancak hristiyan keşişler tarafından hakkında yayılan dedikodular nedeniyle yöneticisi olduğu okulun önünde vahşice öldürülmüştür.

Émilie du Châtelet (1706 – 1749)

Émilie du Châtelet

Fransız mahkemesinin protokol şefinin kızı olarak dünyaya gelen Emilie, 1725 yılında Marki Chatelet ile evlendi. Bir saray mensubu olarak yaşamasına ve 3 çocuk doğurmasına rağmen 27 yaşında matematik ve fizik ile ilgilenmeye başladı. Bu ilgisi filozof Voltaire ile yakınlaşmasına neden oldu. Bilimle ilgili ortak çalışmaları Chatelet’in evinde bir laboratuvar kurmaları ile devam etti ve ateşin doğası ile ilgili girdikleri bir bilimsel makale yarışması nedeniyle sona erdi. Chatelet’in bilime olan son katkısı Isaac Newton’un Principia eserinin Fransızca çevirisi olmuştur. Bu çeviri günümüzde hala kullanılmaktadır. Emilie, 43 yaşında, doğum sırasında çıkan komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetti.

Caroline Herschel (1750 – 1848)

Caroline Herschel

Caroline Herschel, 1772’de abisinin yanına taşındıktan sonra, onun izinden giderek astronomi ile ilgilenmeye başladı. Abisine gözlemlerinde ve teleskop yapımında yardım ederek başladığı çalışmaları sonucunda başarılı bir astronom olmayı başararak, yeni nebulalar ve yıldız kümelerinin keşfini gerçekleştirdi.

Herschel, kuyruklu yıldız keşfi yapan ilk kadın astronom olarak tanınmakla birlikte Royal Society’de çalışmaları yayınlanan ilk kadın bilim insanı oldu. Abisi William 1781’de Uranüs’ü keşfetmesinin ardından, kralın özel astronomu olarak atandı ve kralı asistanı Caroline’a yıllık maaş bağlaması için ikna etti. Bu sayede Caroline, bilimsel çalışmaları karşılığında para kazan ilk İngiliz kadın oldu. Herschel, 1848’de, 97 yaşında ölene kadar, 2500 yıldız kümesi keşfetti ve astronomi alanında Royal Astronomi Society’den kazandığı altın madalya dahil bir çok ödül kazandı.

Mary Somerville (1780 – 1872)

Mary Somerville

İskoçya’da yaşayan Mary Fairfax, 14 yaşındayken bir kadın dergisinde gördüğü denklemden etkilenerek cebir ve matematikle ilgilenmeye başladı. Ancak babası bu duruma karşıydı ve üstüne üstlük 1804’te yaptığı evlilik ile çalışmaları sekteye uğramıştı. Eşinin ölümünden sonra Edinburg’a dönerek, burada entellektüel bir çevrenin içerisine girdi. Yazar Sir Walter Scott ve bilim adamı John Playfair gibi insanlarla tanıştı, bu sayede matematik ve bilimle ilgili çalışmalarına geri döndü.

1812’de evlendiği William Somerville çalışmalarında onu çok destekliyordu. Eşiyle Londra’ya taşındıktan sonra, astronom John Herschel ve mucit Charles Babbage ile tanıştı. Manyetizma üzerine çalışmalar yaptı, astronomi, kimya, fizik ve matematik üzerine bilimsel yazılar yazdı. Somerville, Caroline Herschel ile birlikte Royal Astronomical Society’nin fahri üyeleri olan ilk iki kadından biri oldu. Kendisi aynı zamanda 19. yüzyılın bilim kraliçesi olarak da bilinir.

Ada Lovelace (1815 – 1852)

Ada Lovelace

Augusta Ada King-Noel, Lovelace Kontesi, Charles Babbage tarafından tasarlanan Analitik Makine (Analytical Engine) adını verdikleri mekanik bilgisayar üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen İngiliz matematikçisi ve yazarıydı. Makinenin sadece hesaplamadan öte amaçlar için kullanılabileceğini ilk o fark etti ve makineyle gerçekleştirilecek ilk algoritmayı yayımladı. Bu nedenle günümüzde, bilgisayarın ilk mucidi olarak anılmaktadır.  

Maria Mitchell (1818 – 1889)

Maria Mitchell

Genç Maria Mitchell, yıldız gözlemlemeyi babasından öğrenmişti. Maria’nın babası, balina avcıları için kronometrelerin doğruluğunu kontrol etmek amacıyla yıldızları kullanıyordu ve çocuklarına sekstant ve yansıtma teleskobu kullanmayı öğretmişti. Mitchell 12 yaşındayken babasına, tutulma zamanını kaydetmesi için yardım ediyordu. 17 yaşına geldiğinde, fen ve matematik öğrendiği bir kız okuluna gidiyordu.

Mitchell, 1847’de ilk defa bir kuyruklu yıldız keşfettiğinde Amerika gök bilim camiasının ön planında yerini aldı.  Dünya çapında onurlandırıldı ve Amerikan Sanat ve Bilim Akademisi’ne seçilen ilk kadın oldu. Mitchell, 1865’te Vassar College’da çalışmaya başlayan ilk kadın astronomi profesörü olarak tarihe geçti.

Marie Curie (1867 – 1934)

Marie Curie

Marie Curie, radyoaktivite konusunda öncü araştırmalar yapan kimyager ve aynı zamanda bir fizikçiydi. Nobel ödülünü kazanan ilk kadın olmakla beraber, iki farklı bilim alanında, iki kere kazanan tek bilim insanı oldu.

Radyoaktivite teorisinin gelişimi, radyoaktif  izotoplarının izole edilmesi için kullanılan teknikler  ve iki element olan polonyum ve radyumun keşfi, en büyük başarıları olmuştur. Radyoaktivite terimini bilimsel literatüre kazandıran da Marie Curie’dir. Onun yönlendirmeleri doğrultusunda, tümörlerin tedavisinde radyoaktif izotopların kullanılması ile ilgili ilk araştırmalar gerçekleştirildi.  Birinci Dünya Savaşı sırasında, saha hastanelerine X-ray hizmetleri sağlamak için mobil radyografi üniteleri geliştirdi. Paris’te ve Varşova’da kurduğu Curie Enstitüleri, günümüzde tıbbi araştırma merkezleri haline geldi.

Curie’nin çalışmalarının fiziksel ve toplumsal yönleri, günümüz dünyasının şekillenmesinde çok etkili olmuştur.

Lise Meitner (1878 – 1968)

Lise Meitner

Lise Meitner, 14 yaşında okulu bitirdiğinde, Avusturya’da tüm kızlar gibi, yüksek öğrenimden alıkonuldu. Buna rağmen kendi başına çalışarak, William Röntgen ve Henri Becquerel’in keşiflerinden esinlenmesi sonucunda, radyoaktiviteyi araştırmaya başladı. 21 yaşına geldiğinde, kadınlar sonunda Avusturya üniversitelerine kabul edilmeye başlanmıştı. Viyana Üniversitesi’ne başlayıp matematik ve fizik alanlarında doktorasını aldı. Berlin’de Otto Hahn ile radyoaktif elementler üzerine çalışmaya başladı.

Meitner’in Yahudi olması sebebiyle Almanya’yı terk edip İsveç’e taşınmasına rağmen ortak çalışmaları uzaktan devam etti. Hahn, uranyum atomlarının nötronlarla bombardımana uğradığında parçalandığını keşfettikten sonra reaksiyonda salınan enerjiyi hesapladı. Meitner, bu fenomeni nükleer füzyon olarak adlandırdı. Hahn, atom bombasının önünü açan bu buluşla 1944’te Nobel ödülü alırken, Meitner, Nobel Komitesi tarafından görmezden gelindi. Savaş sonrası Almanya’ya dönmeyi reddeden Meitner, 80 yaşına kadar atomlar üzerinde çalışmalarına devam etti.

Irène Curie-Joliot (1897 – 1956)

Irène Curie-Joliot

Pierre ve Marie Curie’nin büyük kızları Irene, ailesinin izinden giderek radyoaktivite üzerine çalışmalar yaptı. 1925’te doktora tezini annesinin keşfettiği iki elementten biri olan polonyumun alfa ışınları üzerine hazırladı. Annesinin asistanlarından biri olan Frederic Joliot ile evlenen Irene, eşi ile birlikte atomun yapısı üzerinde çalışmalara devam etti. 1934’te azot, fosfor, silikon ve alüminyum izotopları üretmek için, alüminyum, bor ve magnezyumu alfa parçacıkları ile  bombardıman ederek yapay radyoaktiviteyi keşfettiler. Bu buluşla Nobel ödülünü kazandılar. Radyoaktive üzerine yıllar boyunca yaptığı çalışmaların sonucunda Irene, 1956’da lösemi hastalığından dolayı hayatını kaybetti.

Barbara McClintock (1902 – 1992)

Barbara McClintock

1920’lerde Cornell Üniversitesi’nde botanik dersleri verirken, genetik ile ilgilenmeye başlayan McClintock, bu alanda lisans ve lisans üstü derecelerini elde ederek, doktora çalışmalarına başladı. Mısır hücrelerinin genetiği üzerine çalışmalara öncülük etti. Gözlemleri sonucunda, genlerin kromozomlar içerisinde ve arasında hareket ettiği bulgusunu elde etti. Ancak bu bulgu genetik konusundaki konvansiyonel düşüncelere uymadığı için göz ardı edildi.

1970’lerde ve 1980’lerin başında geliştirilen moleküler teknikler McClintock’un teorisini doğruladı ve onun keşfi olan  “transpozon (jumping genes)“, mikroorganizmalar, böcekler ve hatta insanlarda tespit edildi. McClintock bu buluşuyla, 1981’de Lasker Ödülü, 1983’te Nobel Ödülü aldı.

Maria Goeppert-Mayer (1906 – 1972)

Maria Goeppert-Mayer

Almanya doğumlu, Amerikan teorik fizikçi olan Maria Goeppert-Mayer, atom çekirdeğinin nükleer kabuk modelini oluşturması nedeniyle fizik alanında Nobel Ödülü aldı. Marie Curie’den sonra fizik alanında Nobel Ödülü alan ikinci kadın oldu.

Göttingen Üniversitesi’nden mezun olan Goeppert Mayer, olası iki fotonun atomlar tarafından absorbe edilmesi üzerine doktora tezini hazırladı. O tarihte, tezini deneysel olarak doğrulama şansı uzak görünüyordu ancak lazer teknolojisinin gelişimi buna izin verdi. Günümüzde, iki foton emme kesitine ait birim, Goeppert Mayer (GM) birimi olarak adlandırılmaktadır.

Grace Hopper (1906-1992)

Grace Hopper

Grace Hopper, Amerikalı bir bilgisayar bilimcisi ve Birleşik Devletler Donanması’nın amiraliydi. Harvard Mark I bilgisayarının ilk programcılarından biri olan Hopper, bilinen derleyicilerin ilk halini tasarlayarak bilgisayar programcılığının öncülerinden biri haline geldi. Bugün hala kullanılan yüksek düzeyli bir programlama dili olan COBOL’un geliştirilmesine yol açan, makineden bağımsız programlama dili fikrini yaygınlaştırdı.

Dorothy Hodgkin (1910 – 1994)

Dorothy Hodgkin

Dorothy, Kahire’de, arkeolog bir çiftin kızları olarak dünyaya geldi. Okuması için İngiltere’ye gönderildi ve burada, erkeklerle birlikte kimya öğrenmesine izin verilen iki kızdan biri oldu. 18 yaşında  Oxford’da kimya okumaya başladı, daha sonra bir molekülün üç boyutlu yapısını belirlemek için X-ışınları kullanan görüntüleme türü olan X-ışını kristalografisini incelemek üzere Cambridge’e taşındı. 1934’te Oxford’a döndükten sonra tüm çalışma hayatını kimya öğretmeye ve ilginç biyolojik molekülleri incelemek için X-ışını kristalografisini kullanmaya adadı.

1964’te Nobel Ödülünü kazandığı tekniği mükemmelleştirmek için yıllarını harcadı ve penisilin, B12 vitamini ve insülin yapılarını belirledi. Ölümünden 16 yıl sonra, 2010’da, Royal Mail tarafından aralarında Isaac Newton, ve Benjamin Franklinin’de bulunduğu 10 önemli figürün pulları basıldı. Bu 10 kişinin arasında yer alan tek kadın Dorothy Hodgkin’di.

Chien Shiung Wu (1912 – 1997)

Chien Shiung Wu

Chien-Shiung Wu, nükleer fizik alanında önemli katkıları olan Çinli-Amerikalı deneysel fizikçiydi. Wu, Manhattan Projesi’nde uranyum metalini uranyum-235 ve uranyum-238 izotoplarına gaz difüzyonuyla ayırma sürecini geliştirme konusunda çalıştı.

En çok tanınmasına neden olan çalışması, “Eşitliğin korunması (Conservation of parity)” hipotezine aykırı olan Wu deneyini gerçekleştirmesi olmuştur. Bu keşif sonucunda çalışma arkadaşları Tsung-Dao Lee ve Chen-Ning Yang 1957’de Nobel Fizik ödülünü kazandılar, Wu ise 1978’de Wolf Prize ödülünü kazandı. Deneysel fizikteki uzmanlığı Marie Curie ile karşılaştırmalara ve “Fiziğin First Lady’si, Çinli Madam Curie, Nükleerin Kraliçesi” gibi takma isimlerle adlandırılmasına neden oldu.

Rosalind Franklin (1920 – 1958)

Rosalind Franklin

DNA’nın yapısını belirleyen isimler olarak James Watson ve Francis Crick’in isimleri anılsa da keşiflerinin temeli aslında Rosalind Franklin’in çalışmalarına dayanıyordu. 1930’larda genç bir öğretmen olarak kız okullarında fizik ve kimya dersleri verirken, ailesini ikna ederek Cambridge Üniversitesi’ne kaydoldu. Burada fizyokimya alanında doktorasını tamamladı.

X ışını kristalografisi tekniklerini öğrendikten sonra, DNA’nın röntgen görüntülerini hazırladı. DNA üzerine araştırma yapılan Randall laboratuvarındaki bir başka araştırmacı Maurice Wilkins, Franklin’in X ışını görüntülerinden birini James Watson’a gösterdiğinde, Franklin DNA’nın yapısını neredeyse çözümlemişti. Watson, görüntülerden yapının bir çift sarmal olduğunu çabucak anladı ve Francis Crick ile bu bulguyu Nature dergisinde yayınlandı. Watson, Crick ve Wilkins bu keşif nedeniyle 1962’de Nobel Ödülü kazandı.  

Jocelyn Bell Burnell (1943 – )

Jocelyn Bell Burnell

Jocelyn Burnell, 20. yüzyılın en önemli bilimsel başarılarından birine imza atan Kuzey İrlandalı bir astofizikçidir. 1967’de lisansüstü öğrencisiyken radyo pulsarlarını keşfetti. Bu buluşla, tez danışmanı Antony Hewish ve astronom Martin Ryle’ye Nobel Ödülünü kazandırdı. Pulsarı ilk gözlemleyen ve tam olarak analiz eden kişi olmasına rağmen Burnell göz ardı edildi.

Pulsar bulgularını açıklayan makalenin beş yazarı vardı. Hewish’in adının hemen ardından Burnell’in adı geliyordu. Buna rağmen Burnell’in göz ardı edilerek Hewish ve Ryle’a ödül verilmesi, aralarında Sir Fred Hoyle’un da bulunduğu birçok tanınmış gökbilimci tarafından eleştirildi.

Maryam Mirzakhani (1977 – 2017)

Maryam Mirzakhani

İranlı Maryam Mirzakhani, elektrik mühendisi bir babanın kızıydı. Gençlik yıllarında Uluslararası Matematik Olimpiyatları’nda iki yıl üst üste en yüksek puan ile altın madalya alan ilk İranlı öğrenci olmayı başardı. Lisans eğitimini Tahran’da tamamlayan Mizrakhani, doktorasını Birleşik Devletler’deki Harvard Üniversitesi’nde tamamladı.

Stanford Üniversitesi’nde matematik profesörü olarak çalışan Mizrakhani’nin, araştırma konuları arasında Teichmüller teorisi, hiperbolik geometri, ergodik teori ve simplektik geometri yer alıyordu. 13 Ağustos 2014’te Mirzakhani, matematik alanında en prestijli ödül olan Fields Medal ile onurlandırıldı. Böylece bu ödülü alan hem ilk kadın hem de ilk İranlı oldu. Kendini ‘‘yavaş’’ bir matematikçi olarak tanımlayan Mirzakhani, matematiğin güzelliklerini görmek için enerji ve çaba harcamak gerektiğini belirtmiştir. Maryam Mirzakhani, 2017 yılında, çok genç yaşta meme kanserinden hayatını kaybetti.

Kaynaklar:
sciencealert.comsmithsonianmag.com

Etiket: , ,


Yazar Hakkında

Tüm dünyaya karşı bir kaliteci, özellikle süreçlere uymayanlara düşman. Süper kahramanlardan oluşan bir kalite takımının yöneticisi ve kurgu-bilim'in 4 silahşöründen biri. Bunlar yetmiyormuş kendisi gibi bilim kurgu seven eşiyle birlikte dinozor manyağı bir ufaklığın da ebeveyni. Hepsine nasıl yetişiyor kendisi de bilmiyor ama ailesi, bilim kurgu ve grunge onun vazgeçilmezleri.