Yüzüklerin Efendisi - 9 Düşmüş Kral

Dokuz Parmaklı Kralın Dokuz Süvarisi

Yüzüklerin Efendisi Mitolojisi

Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit’i okuyan neredeyse her okuyucunun aklına benzer bir soru gelir: Bu hikayenin bir öncesi mi var? Kitapların kendinden emin yazımı her okuyucuya bu izlenimi vermektedir. Çünkü bir zamanlar yayımlanmamış olsalar da Tolkien gerçekten de bir Yüzüklerin Efendisi tarihi (mitolojisi) yazmıştı. Hatta tarih yazmakla kalmamış kurgusal karakterleri için diller de yaratmıştı. Ancak Orta Dünya tarihi ile ilgili eserlerini titizliği yüzünden asla yayımlayamadı. Ölümünden sonra oğlu Christopher Tolkien babasının notlarından Orta Dünya tarihi ile birçok kitap yayımlayıp bu eksiği kapatmaya çalıştı.

Nazgûl söz konusu olduğunda başrolde onların efendisi olarak Sauron isimli insanüstü bir varlığı görüyoruz. Ancak Gandalf’ın da dediği gibi “İrfan ne kadar büyük olursa olsun muhakkak bir kaynağı olmalıdır”. Sauron’un Nazgûl’u yaratan irfanının arkasında ise bir Tanrı olan Aule ve onun öğrencilerinden olan Noldor Elfleri var.  Bu noktada bizim irfan kaynağımız ise Silmarillion isimli Tolkien’in tamamlayamadan öldüğü Orta Dünya mitolojisi. Nazgûl’u yaratan bilginin kökeni olan Aule isimli Tanrı’yı ilk defa orada görüyoruz. O her ne kadar bu olanları planlamamış olsa da rolü tüm hikayenin akışını değiştirecek nitelikte.

Aule ve Sauron

Tolkien dünyasında Aule

Aule, Eru’nun yarattığı tanrılardan biriydi ve onun dileğiyle dünyaya indiğinde diğer Tanrılar gibi yaratılışında var olan gücün farklılığıyla biçimlenip bir demirci suretine bürünmüştü. En büyük tutkusu, var olan cevherleri biçimlendirip onlardan daha önce hiç var olmamış nesneler yaratmaktı. Ayrıca ona bu işlerinde yardım eden ondan daha güçsüz olmakla birlikte onun türünden olan, Maiar da denilen hizmetkarları ve öğrencileri de vardı. Bunlardan birisi de Sauron’du. Akıllı ve kurnaz Sauron. Melkor isimli Tanrı, var olan her şeye hükmetme niyetini açığa vurduktan sonra Sauron, Aule’yi terk edip ondan öğrendikleriyle yeni efendisine sonsuz bir itaatle bağlandı. Aule’den öğrendikleri ileride tarihin gördüğü en büyük dehşetlerden birine dönüşecekti.

Melkor yanlarından ayrılıp onların tasarladığı tüm planları ve yaratılan tüm güzellikleri bozmak için var gücüyle uğraşırken geriye kalan tanrıların aklındaki en önemli soru Eru’nun çocuklarının yani insanların ve elflerin akıbetiydi. Eru onları henüz uykularından uyandırmamıştı. Uzun bir bekleyişin ardından ilk uyananlar elfler oldular ve tanrılar, onları kendi korunaklı ülkelerine davet ettiler.

Tanrılar diyarına giden elfler üç soydu. Ancak bunların arasında Aule’nin en sevdiği ve onun yarattıklarına en çok ilgi duyan soy Noldor oldu. Noldor Aule’den her türlü metali şekillendirmeyi ve buldukları cevherleri işleyip, karıştırıp farklı ve ilgi çekici nesneler yaratmayı öğrendi. Ancak talihin dönemeçleri gariptir. Noldor elflerinin Aule’den öğrendikleri ve aşık oldukları bu ilim ileride onlar her ne kadar bunu tasarlamamış olsalar da Sauron’un yaratacağı dehşete yardım edecekti.

Noldor Laneti ve Yüzüklerin Dövülmesi

Yüzyıllarca mutlu ve mesut yaşadıktan sonra Noldor elflerinin büyük kısmı yanlış kararlar, ihanetler ve nefretle işlenmiş cinayetler sonunda lanetlenerek Orta Dünya’ya (İlk doğdukları Eski Dünya) döndüler. Melkor’a karşı savaşlarla, yıkımlarla ve sayısız gözyaşıyla yüzyıllar geçti. Tanrılar sonunda insafa geldiler ve Eru’nun çocuklarına acıdılar. Melkor’u zamansız boşluğa atıp hizmetkarlarının büyük kısmını yok ettiler. Ancak bir Maia gözlerinden kaçmıştı: Sauron. Tanrılar gittikten sonra bir süre saklandı ve sonunda efendisinin amaçlarını gerçekleştirmek için tekrar işe koyuldu.

Bu arada Noldor elfleri de boş durmuyorlardı. Eregion denilen bölgede bir Noldor boyu yaşıyordu ve bu elfler Aule’den edindikleri bilgiyi geliştirerek cansız nesnelere onların doğasında var olmayan özellikler eklemeyi öğrenmişlerdi. Yüzükler yapıyorlardı, kimisi daha güçlü, bazısı ise daha güçsüzdü. Amaçları ise fetih ya da savaş değildi. Sadece iyileştirmek ve güzelleştirmek istiyorlardı. Ancak bu, her ne kadar bir sır olsa da bir şekilde Sauron’un kulağına çalındı. Fikrin cazibesine kapılan ve Büyünün Efendisi de denilen güçlü Maia, Annatar isimli bilge görünümlü biri kılığına girerek elflerin ülkesine girdi. Zamanla elflerin arasında bilgisi ve zekasıyla sevilip sayıldı, yüzük yapıcıların olduğu küçük topluluğa ulaşıp onların tüm sırlarına vakıf oldu.

Yapımına yardım ettiği yediler ve dokuzlardan başka Sauron’un aklında daha farklı bir plan vardı. Bu büyük yüzükleri takanların zihinlerine fark ettirmeden ulaşabileceği ve takanların düşüncelerini değiştirebileceği bir yüzük tasarlıyordu. Bir süre Eregion’dan çekilerek Hüküm Dağı’nda tasarladığı yüzüğü dövdü ancak bir sorun vardı. İsteklerini yapabilmesi için yüzüğün büyük bir güce ihtiyacı vardı. Düşünmeden kendi varlığına malum olan gücün büyük kısmını yüzüğe aktardı. Bu belki de yaptığı en büyük hataydı ancak bunu çok uzun süre boyunca bilemeyecekti.

Sauron yüzüğü taktığında bunu fark eden elfler yüzüklerini çıkardılar. Elflerin, planını anladığını fark eden Sauron gazap içerisinde ordusuyla tüm elf ülkesini yaktı ve yıktı. Yediler ve Dokuzları alıp ondan aman dileyenlere dağıttı. Yedi yüzük cüce krallara dokuz yüzük ise İnsan krallarına verilmişti. Daha fazla güç ve ölümsüzlük arzulayan insan krallar bu yüzükleri düşünmeden aldılar ve taktılar.

Aule’nin öğrencisi elflerin ve yine Aule’nin öğrencisi Sauron’un bilgisi bu yüzüklerdeydi ve onu takan dokuz hükümdar ileride gelmiş geçmiş en büyük, en korkulan ve en dehşet verici avcılara dönüşeceklerdi. Aule, acaba tüm bunları önceden görebilseydi ve Nazgûl’un yani düşmüş dokuz kralın yaratacağı dehşeti önceden bilseydi yine de bildiklerini öğretmeye devam eder miydi?

Dokuz Düşmüş Kralın Devri

Tolkien - Dokuz Düşmüş Kral

Dokuz kral ellerindeki yüzüklerle ülkeler fethetti, savaşlar kazandı ve büyük fatihler oldular. Uzun yıllar boyunca önlerinde kimse duramadı. Ancak zayıf akılları Sauron’a onlar fark etmeden malum olmuştu. Düşünceleri zamanla tamamen Sauron’un eline geçti ve en sonunda tamamen onun hizmetine girdiler. Ülkeleri ve orduları yoktu artık, ancak hiç bir zaman birer hükümdar gibi davranmaktan geri durmadılar. Yüzükleri taktıkları için ölemiyorlardı; tam olarak yaşadıkları da söylenemezdi. Kanlı canlı güneşin altında yaşadıkları zamanlarda olduğu gibi akılları da başlarındaydı. Sadece Sauron’a tüm benlikleriyle bağlıydılar ve onun emrettiklerini tüm güçleriyle ve akıllarıyla, sorgulamadan yerine getirmeye çalışıyorlardı.

Ellerine sayısız masum kanı bulaşmış, acımasız ve alabildiğine zalim bir hayat sürmüş bu 9 kral, yaşayanların dünyasıyla ölülerin dünyası arasındaki sınıra geldiklerinde gerçek yaşamlarının korkunç birer gölgesine dönüşmüşlerdi. Görmenize gerek yoktu, varlıkları bile bir insanın çıldırıp kaçmasına yeterli oluyordu. Akıllara durgunluk veren bir dehşet yayıyorlardı ve bırakın hayvanları, kendi emirleri altında çalışan köleleri bile korkudan akıllarını yitirme sınırında dolaşıyordu.

9 kral yaşadıkları süre boyunca ve ölümün kıyısında yaşamaya başladıktan sonra musallat oldukları dünyada sadece korkuyla anılır oldu. Öyle ki Noldor elfleri bile onların adını anmaktan dahi çekiniyordu. Yüzük parmağından kesilip alındıktan sonra 9 parmağı kalan büyük kralları Sauron’un 9 kralıydı onlar. Sauron’un attığı yeri yok eden 9 dehşet mızrağı.

Nazgûl’un Kaderi ve Hikayedeki Yeri

Tolkien’in Nazgûl’a büyük önem atfedip yaratılıştan itibaren bir kader örgüsü çizdiği görülüyor. Kader konusunda çok net görüşleri olan Tolkien’in bu yaklaşımı tüm Orta Dünya kitaplarında görülebilir.

Yüzüklerin Efendisi ve diğer kitaplarda kehanetlerin gerçekleşmediği ise çok nadirdir.  Nazgûl’u da bu yaklaşımından uzak tuttuğunu zannetmiyorum. Aksine onlara muhteşem bir tarih ve yine dramatik bir son yazmıştı. Öyle ki Nazgûl’un bir numarası, yani eskinin Angmar diyarının Cadı Kralı’nın ölümü bile tesadüf değildir.

Frodo ve yol arkadaşları, Nazgûl peşlerinden gelirken normal yoldan ayrılıp Yaşlı Orman’a girerler ki amaçları izlerini kaybettirmektir. Burada dikkat ederseniz onları bu tercihe zorlayan Nazgûl’dur. Yaşlı Orman’daki maceraları sırasında eski insanların –belki de kralların- höyüklerinde tutsak kalırlar ve onları oradan çıkaran Tom Bombadil kendilerini koruyabilmeleri için Höyük içinde saklı kalmış çok çok eski kılıçlar verir. Nazgûl peşlerinden bu kadar aleni gelmemiş olsa o ormana hiç girmeyecek ve o kılıçları hiç almayacaklardır. Peki nedir bu kılıçları bu kadar önemli yapan? Bu kılıçları yapanlar bir zamanlar Angmar’a ve onun -henüz Nazgûl’a dönüşmeden önce- Cadı Kralı’a karşı kendilerini savunan Numenorlulardır. Bu kılıçlar da sırf Cadı Kral’a zarar verebilsin diye özel yapılmış ve efsunlanmışlardır. Numenorluların ülkesi yıkılır ve kılıçlar işe yaramazlar. Ancak aynı kılıçlar yüzlerce yıl sonra Pelennor Çayırları Savaşı’nda Cadı Kral’a Merry tarafından gerçek tarihleri ve dövülme amaçları bilinmeden saplanacaktır. Bu noktanın altını çizercesine Tolkien, başka hiçbir kılıcın ölümsüz krala zarar veremeyeceğini açık açık yazmıştır. “Çünkü…” der “Ölümsüz krala değen tüm kılıçlar zail olur”.

Tolkien kitaplarında tesadüf gibi görünse bile hiçbir şey tesadüf değildir. Kader siz istemeseniz ve fark etmeden ölseniz bile etrafınızda ağlarını örer. 9 kralın hikayesi başlı başına incelenebilecek ayrı bir öyküdür ve tüm Orta Dünya tarihinin içerisine ustalıkla yerleştirilmiştir.

Nazgûl’un En Güzel Görselleştirildiği An

Galadriel Gandalf'ı kurtarırken

Peter Jackson’ın The Hobbit: The Desolation of Smaug filminde çektiği, Galadriel’in Gandalf’ı kurtarma anında ona yaklaşan Nazgûl ve sahnenin müziği şimdiye kadar gördüğüm bu konudaki en güzel örnekti.

Sahnede bir ses, ünlü elf mısralarını mırıldanır: “Üç yüzük göğün altında yaşayan elf krallarına, yedisi taştan saraylarındaki cüce hükümdarlara…” gerisini titreyen ve korku dolu bir sesle Galadriel tamamlar “Dokuzu ölümlü insanlara, ölecekler ne yazık”. Galadriel varlıklarını iliklerine kadar hissettiği büyük bir korkuyla kimlerle karşı karşıya olduğunu anlamıştır. Bu sahneye kadim bir organ sesi eşlik etmektedir ki bu sahnedeki kullanılan enstrüman ve görsel, insanlara yeni bir filmden ziyade eski bir kaydı veya sahneyi izliyormuş izlenimi vermektedir. Nazgûl için seçilen efektler de bu izlenimi pekiştirmektedir.

Nazgûl, varoluşlarının da öncesinde tarihi ve onlar için yazılmış kader örgüsüyle bence en başarılı kurgusal karakterler arasında yer alıyor. Tamahkarlıklarının kurbanı olmuş 9 büyük kral ne kadar kötü ve dehşet verici olurlarsa olsunlar okuyucuyu ve izleyiciyi çok derinden etkilediler ve halen oyunlardan filmlere kadar birçok alanda, aradan 60 yıl geçmesine rağmen varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar. Bu belki de Tolkien’in onlar için tasarladığı ölümsüzlüktür.

Etiket: ,


Yazar Hakkında

Lise yıllarında fantastik kurguyla tanışan, zamanla bilimkurgu eserlerini de takip etmeye başlayan yazar İstanbul üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu olup özel bir şirkette yazılım mühendisi olarak çalışmaktadır.