Galaksiye Hükmeden Çöl Gezegeni: Dune

Galaksiye Hükmeden Çöl Gezegeni: Dune

Frank Herbert uzun yıllar ötesine uzanacak ve nesilleri etkileyip, ufuklarını açacak Dune isimli kitabını yazmaya başladığında 43 yaşındaydı. Kitabın öyküsü zihninde oluşmaya başladığında Oregon’da bir çölde ekolojik araştırmalar yaptığı söylenir. Dune evreninin bir çöl gezegeni üzerine döndüğü düşünülürse ve altı kitaplık seri içerisinde gezegenin geçirdiği ekolojik dönüşüm göz önünde bulundurulursa bu ihtimalin gerçeğe yakın olduğunu söyleyebilirim. 43 yaş, büyük eserlerin verilebileceği olgunlukta bir yaş gibi geliyor kulağa ve Frank Herbert o zamana kadar zaten birçok hikayesi farklı dergilerde yayınlanmış, nispeten görmüş geçirmiş bir yazardı. Ancak yazdığı hiçbir kitap Dune gibi olmadı. Hatta şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; bilim kurgu dünyasında Dune -en iyi en kötü- tartışmasından uzakta apayrı bir yerde durdu.

Dune’un Bilim Kurgu Edebiyatındaki Yeri

Aslında belli bir kitle üzerinde oldukça büyük izler bırakmış olsa da, Dune hiçbir zaman çok popüler bir eser olmadı ve ana akım medyada kendisine çok büyük bir yer bulamadı. Evet, çok ödüllü bir romandı ancak ne ilk basımcısından ne de eleştirmenlerden ilk basıldığı yıllarda aldığı geri dönüşler pek olumlu değildi. Öncelikle çok uzundu, çok ağır bir dili vardı ve dönemine göre pahalı bir kitaptı. Özellikle insanların bol ışıklı, patlamalı, lazerli maceralara alışık olduğu bir dönemde Dune gerçekten de hazmetmesi zor bir romandı.

Frank Herbert’ın da biraz antika olduğunu söyleyebilirim. Iron Maiden’in To tame a land isimli şarkısı Dune gezegenini anlatır ve bu şarkı yapıldığında Iron Maiden popüler olma yolunda olan büyük gruplardan biridir. Ancak Frank Herbert, Iron Maiden’a şarkının adının Dune olabileceğine dair izni vermez. Sebebi basittir: metal müziği sevmemektedir. Frank Herbert’in elbette kitabının satmasını istediğini biliyoruz, elbette sevilmesini de istiyordu ancak bunun için değerlerinden vazgeçmeme yolunu tercih etmişti. Tabi buna izin vermeyen Frank Herbert’ın David Lynch’in yönetip Sting’in oynadığı o “sıradışı” filme nasıl izin verdiği muamma. Bence öncesinde izletmediler filmi adama. Ama dedim ya adam ilginç, beğenmiş de olabilir.

Dune - Frank Herbert

Dune’u bana ilk olarak tavsiye eden arkadaşım, benim gibi gerçeküstü kurguya merakı olan biri değildi. Kitaplığındaki bilim kurgu ve fantastik kurgu iki seri haricinde ilgimi çekecek hiçbir şey yoktu. Dune kitabı için Kabalcı’nın seçtiği kapak tasarımı ise içeriği hakkında pek iyi izlenimler vermiyordu. Ciddi yazılmış bir kitaptı, şakaya gelir yanı yoktu ve kapağı da öyleydi.

Hakkında pek iyi şeyler hissetmediğim bu kitabı hemen okumaya başlamadığımı itiraf etmeliyim. Yine de şimdi düşününce, belki de hafızamın bana oynadığı bir oyun neticesinde, kitabı ilk gördüğümde kapağının altındakilere karşı ilkel bir merak duyduğumu anımsıyorum. Elbette bu dünyanın içine bir kere girdiyseniz bir kitap öyle ve ya böyle sizi bulur, ya okursunuz, ya ertelersiniz ya da okumamayı tercih edersiniz. Dune daha önyargısız bir anımda bana ikinci bir şans verdi ve tekrar beni buldu. Bu sefer onu reddedemedim ve o basit kapağın altında şu ana kadar okuduğum, yazılmış en güçlü bilim kurguyu keşfettim.

Daha iyisi yok mu? Olabilir. Okuyamayıp sevmeyenler de olabilir. Acelesiz tarzından sıkılanlar da olabilir. Açması zor bir kapısı var, bu konuda yapılan yorumlara katılıyorum ancak arkasındaki dünya için o kapıyı zorlamaya, Frank Herbert’i anlamaya değer.

Serinin okuyucuya bu kadar güçlü ve eksiksiz gelmesinin temelinde Frank Herbert’ın yarattığı uçsuz bucaksız evren olduğunu düşünüyorum. Frank Herbert yaşıyor olsaydı ve aklımızdakileri sorabilseydik, muhtemelen kitaplarında anlatmadığı zaman ve yerlerdeki olayları da bize rahatlıkla açıklayabilirdi. Ölümünden sonra oğlunun, babasının notlarından yola çıkarak yazdığı geçmişe ve geleceğe ait eserler de gösteriyor ki Dune evreni anlatılan kadar değil, ötesi de düşünülmüş, yeri gelince de yazıya aktarılmış bir hikaye. Tolkien yaşadığı süre boyunca sadece Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit’i yayımlamıştı, ancak yayımlamadığı Silmarillion, Güç Yüzüklerine Dair, Akabelleth..vs gibi Yüzüklerin Efendisi evreninin geçmişini yaratılıştan itibaren anlatan bir örgü de kurmuştu.

Dune’u da tüm bu uzak kurgusuna rağmen güçlü kılan bence bu.

Konusu

Dune bir çöl gezegeninde başlayan ve o gezegen etrafında dönen bir hikaye. Serinin ilk kitabından itibaren henüz sebebini anlayamadığımız bir nedenle evrenin merkezi olan bu çöl gezegeninden bahseder. Arrakis veya Dune’dur bu gezegenin adı ve çoklu galaktik bir sisteme hükmeden monarşik ailelerin güç savaşlarının üzerine döndüğü bir gezegendir. Tamamen çölden oluşan Arrakis’te su kaynağı yok denecek kadar azdır – hatta belki de yoktur çünkü kitaplarda hiç bahsetmez – ve kumun derinliklerinde devasa boyutlarda solucanlar yaşamaktadır.

Galaksiye Hükmeden Çöl Gezegeni: Dune

Sadece bir ailenin dönemsel olarak ve siyasi sebeplerle hükmetmesine izin verilen bu gezegende Melanj ya da Baharat denilen bir maddenin hasadı yapılmaktadır. Bu gezegeni önemli yapan tek şeydir Melanj.

Peki neden önemli melanj? Neden bu madde için tüm bu aileler hatta bilinen evrenin tüm güç odakları bu gezegen üzerinde hakimiyet kurmak istemektedir? Bilinen etkileri arasında hafızayı güçlendirme, önsezi, duyuların keskinleşmesi ve benzeri insani özelliklere büyük kabiliyetler kazandırma olsa da tüm bu sebepler bu kadar büyük oyunlar için yeterli midir? Bilinen evrenin gözlerinin bu küçücük gezegene dönmesi için gerçekten de bunlar yeterli sebepler midir? Serinin kahramanları da bizimle beraber bu soruların cevaplarını arıyorlar ancak asıl hikaye cevaplar bulunmaya başladıktan sonra başlıyor ve Dune buradan çağlar ötesine uzanıyor.

Guild Navigator in tank | Frank Herbert

Tüm bu hikayenin merkezindeki uzay taşımacılığının tekeli olan Lonca ve kimseye görünmeyen Kaptan’ları, Melanj’a bağımlı ve onun sayesinde de gizli genetik programlarını doğa üstü güçleriyle geliştirebilen Bene Gesserit’ler, Melanjı gizemli bir şekilde kullanarak insan organları ve hatta kısa sürede klonlar üretebilen Bene Theliax, Melanjı’ı satın alan veya pazarlayan büyük aileler ve elbette Dune gezegeninin doğal sakinleri olan Fremenler de Melanj’ın sırrıyla beraber bir tek kişi haricinde kimsenin bilmediği bir zamana değişerek ve dönüşerek savruluyorlar. Melanj’ın getirdiği gerçek öylesine korkutucu bir gerçek ki hikayenin baş kahramanı Paul Atreides bile bundan ölesiye korkuyor.

Kitap bazı sorulara alışılmışın dışında bir şekilde hemen cevap vermiyor. Tek bir sayfada herhangi bir gizemin cevabını bulamıyorsunuz. Bulacağınız cevaplar kesin olmakla birlikte hikayelerin birleştirilerek üzerine düşünülmesiyle ortaya çıkıyor. Paul Atreides’in davranışlarının sebebi de kitapta bir yerde yazmıyor. Onun yaptığı bazı şeyleri neden yaptığını anlamak için kitaptaki başka kaynaklardan gelen bilgileri de birleştirmeli ve yorumlamalısınız.

Kitaptaki tüm güçlerin bu büyük savruluşa neden –birileri tarafından bilinçli olarak- sürüklendiğini de gizemli bir şekilde bir sayfada öğrenemiyorsunuz. Bunu belki de son kitaptaki bir bilgi kırıntısını diğer kitaplardakilerle birleştirip kendi kendinize çıkarıyorsunuz. Açıkçası Frank Herbert’in tarzı bu ve bu konuda diğer konulardaki gibi belli prensipleri olduğu açık. Okuyucu ne düşünür ya da yazarı kitabı daha anlaşılır kılmadığı için eleştirebilir gibi endişeleri olmadığı bana kalırsa çok açık.

Frank Herbert’tan Sonra Dune

Frank Herbert her ne kadar 6 kitap yayımlamış olsa da benim görüşüm yaşayabilseydi en az bir kitap daha yayımlayacaktı. Bu konuda emin değilim çünkü konuştuğumuz kişi Frank Herbert, bir antikalık yapıp eserini öylece de bırakabilirdi. Ama oğlunun yayımladığı kitaplardan da biliyoruz ki Dune evreninin bir öncesi ve hikayenin bir devamı var. Bu hikayeleri de babasının notlarından aldığını ve bu notları düzenleyip yayımladığını biliyoruz. Brian Herbert (Frank Herbert’in oğlu) ana hikayedeki üç büyük aileyi anlattığı üç kitap yayımladı: Corrino Hanedanı, Harkonnen Hanedanı ve Atreides Hanedanı. Ayrıca Dune evrenini ve onun kurallarını şekillendiren geçmişin büyük savaşını anlattığı Cihad Üçlemesi isimli Butleryan Cihad’ı yayımladı. Elbette babasının yazımının yanına dahi yaklaşamayacak bir sığlıkta bu kitapları yazmıştı ancak bazı soruların cevaplarını aldığımız için bunu görmezlikten geldik.

Frank Herbert

Brian Herbert’in Cihad üçlemesinde cevapladığı iki soru aslında Dune evrenindeki tüm olayların anahtarı; Orange Katolik İncilindeki temel prensip olan “Düşünen Makine yapmayacaksın” ayeti neden var? Atreideslerin olayı ne?

Dune evreninde bilgisayarlar yok. Her ne kadar galaksiler arası seyahatler yapabilseler de, tüm hesaplamalarını insanlar yapıyorlar ve bu insanlar bir makine gibi düşünebilmek için farklı performans arttırıcılar kullanıyorlar. Beyinlerini makine gibi kullanabilen Mentatlar veya ileri derece matematiksel hesaplar yapabilmeleri gereken gemi kaptanları bunlara örnek olarak verilebilir. Frank Herbert, Dune’un ilk altı kitabında bu soruların cevaplarını aramaya tenezzül bile etmiyor.

Dune neden bilim kurgu olarak sınıflandırılmalı?

Frank Herbert’in bu tavrı aslında benim de kendime bazı sorular sormama neden oldu. Bilim kurguyu seviyor ve hayal gücünün bir tezahürü olan bu dalı ilgiyle takip ediyor, yeri geliyor eleştiriyor yeri geliyor övüyorum. Teknoloji diyince aklımıza dokunmatik ekranlı ve envai çeşit teferruatın en gelişmiş düzeyde olduğu cafcaflı ortamlar geliyor. Ancak Dune böyle bir teknolojiden açık bir şekilde mahrum. Melanj olmasaydı bile bu yolu tercih ettikleri de malum.

İnsanlar Star Trek izlediklerinde aç kapa tuşlu ekranlardan, mekanik “computer” sesinden ve yanan sönen ışıklardan rahatsız oluyor, kendilerinden emin bir şekilde bunun böyle olmayacağını, geçmiş dönemin cahil Gene Roddenberry’sinin ancak bu kadarcık iş çıkarabileceğini düşünüyor ve yeri geliyor dillendiriyorlar. Halbuki Warp teknolojisi – aynı Dune serisindeki Holtzman prensibiyle çalışan motorlar gibi – 1969’da keşfedilmiş ve kullanılabilir hale gelmiş olsaydı muhtemelen öyle gemilerle seyahat edecektik, yanar döner ışıklı, aç kapa tuşlu. Bu açıdan Dune, bilim kurgu ve teknolojiye bakışımı değiştirdi.

Büyük hikayesi, derin karakterleri, felsefi yaklaşımı, acelesiz ve yoğun anlatımıyla Dune gözardı edilemeyecek kadar büyük bir bilim kurgu eseri. Hakettiği ilgiyi görememiş olsa da bence Frank Herbert, niyetlendiği insanlara bir şekilde ulaştı. Altı kitaplık seride çok uzun bir zaman dilimini anlatan ancak bu arada hikayeden de kopmayan Dune, okuyanlarını yoğun bir aklın içinde şekillenen, gerçekten de hayal etmesi zor bir evrenin içinde, sıra dışı bir dille gezintiye çıkarıyor. Dune kanaatimce gelmiş geçmiş en başarılı bilim kurgu eserlerinden birisi ve tesadüfen de olsa bu büyük eseri okumuş olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

 

Etiket: ,


Yazar Hakkında

Lise yıllarında fantastik kurguyla tanışan, zamanla bilimkurgu eserlerini de takip etmeye başlayan yazar İstanbul üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu olup özel bir şirkette yazılım mühendisi olarak çalışmaktadır.