Gökten Gelen Dehşet

Korkunun Dikenli Hali

Sırtında kırk kılıcın geçemediği, en az elli başarısız gürz eziğiyle ustasının avucuna sayılan altının hakkını veren zırhı ve elinde altınla satın alınabilecek en iyi çeliği tutan bir silahşör, ‘en az’ on karaağaç boyunda, dikenli zırhı, mızrak gibi pençeleri ve kılıç gibi dişleri olan, uçabilen ve alev üfleyebilen bir yaratıkla karşılaştığında sahip olduğu yiğitliğin hiçbir anlam ifade etmediğini  -eğer yeterince akıllıysa- anında anlar ve olabilecek en saygısız biçimde oradan sıvışmaya bakar. Zira Gandalf’ın da dediği gibi “Swords are no more use here!” mealen “O kılıcı yavaşça yere bırak evlat!”.

Tolkien’in ünlü masalı Hobbit’te Bilbo, yol arkadaşları tarafından iki ülkeyi tamamen yok etmiş bir ejderhaya karşı tek başına gönderilirken tam olarak ne düşünüyorlardı bilemiyorum ama ayrılmadan önceki o son anda yaşlı cüce Balin ona iki kelam daha etmeden duramamıştı:

-“Bilbo…” demişti Balin “Eğer orada gerçekten de uyuyan bir ejderha varsa…onu uyandırma. “

Çünkü ejderhalardan itiraf edemeyecekleri kadar çok korkuyorlardı ve içerideki –belki- uyuyan ejderhadan –büyük ihtimalle- tüm ülkelerini göz açıp kapayıncaya kadar yok ettiği için özellikle korkuyorlardı.

Balrog’lar* için en büyük Elf felaketi derler ama Ejderhalar için de rahatlıkla cücelerin ya da insanların felaketi denilebilir. Sağ olsun Melkor dünya halklarının canını sıkmak için genel bir çözüm bulmaktansa hepsine özel ilgi göstermiş ve soylarını kurutacak oldukça yaratıcı tasarılar geliştirmiş. Tabi ejderhalar da sadece yeme alışkanlıkları ya da yüzlerce metre uzağa üfleyebildikleri alevleriyle saniyeler içinde sayısız canlıyı ve ülkeyi küle çevirebildikleri için korkulan yaratıklar değildir. Ejderhalar doğaları itibariyle sihirli canlılardır. Sihir ya da büyüyü kullanmazlar ama varlıkları sihirle birliktedir.


Zehirli Güzellik

Buna isterseniz etkileyicilik deyin ve ya çok hoşunuza gidecekse büyü deyin ancak hiçbir canlı, bir ejderhayı görüp de onun karşısında etkilenmeden duramaz. Bu etki birçok söylence ve anlatıda farklı şekillerde işlenmiş olsa da temelde benzerdir. Ejderha Mızrağı serisinin Güz Alacakaranlığı Ejderhaları kitabında Tanis isimli yarım-elfin hayatında ilk defa bir ejderha gördüğü an vardır ki o andan önce varlıklarına dahi inanmamaktadır.

“…Derken kuyudan dehşet fışkırdı, ateşli kâbuslarının dehşeti. Nehiryeli gözlerini kapattı ve bir daha bir şey görmedi. Bu ejderhaydı. Tanis, kanının damarlarından çekilip de onu kıpırtısız ve cansız bıraktığını
hissettiği o ilk anlarda ejderhanın kuyudan fırlayışını seyrederken şöyle düşündü:
-Ne şahane… ne şahane…
… Tanis’in o güne kadar hiç hayal etmediği bir korku midesini buruyordu. Kalbi acıyla atıyordu; nefesine hakim değildi. Sadece dehşet, korku ve hayretle yaratığın ölümcül güzelliğini seyredebiliyordu.…”

Onyx ve Tanis
Onyx ve Tanis

O kör eden korku anında bile gözlerinde can bulan ölümcül zarafetin güzelliğine sessiz kalamamıştı Tanis. Çünkü karşısında sadece etten kemikten bir yaratık yoktu. Varlığı sihirli bir güzellikle örülmüş ve etrafına salt korku yayan bir yaratık tüm dehşetiyle arzı endam ediyordu. Tamamen çaresiz olduğunuzu iliklerinize kadar hissettiren, salt dehşetten oluşan ve neredeyse korkuyla eş anlamlı bir masal kahramanı.

Ejderha Konuşturma Sanatı

Tabi ki ejderhaların kahir ekseriyeti kuyudan çıkıp yarım elf korkutmaz ve barbarların gözlerini eritmez. Tüm bu nezaketsiz davranışların ötesinde ejderhalar aslında sosyal yaratıklardır. Elbette kolunuzdan tutup sizi Sıçrayan Midilli’ye götürmezler ya da Subaşı’ndaki kadim Yeşil Ejderha Hanı’nda “Babalık gel şurada iki maşrapa bira devirelim” diyerek sizi kandırmaya çalışmazlar. Ancak eğer yolunu ve yordamını bilirseniz ejderhalarla konuşabilirsiniz. Çünkü her ne kadar öyle görünmese de oldukça zeki ve kendi irfanları söz konusu olduğunda bilgilidir ejderhalar.

Hiç de ilgili ve kesinlikle gönüllü olmayan bir ejderhayı konuşturma konusundaysa sevgili Bilbo Baggins –özellikle iş üstüne yakalandığında- tam bir uzmandır. Bilbo çok çaktırmasa da kulaktan kulağa söylenegelen ejderha irfanından haberdardır ve karşısındakinin şakası olmayan bir canlı olduğu bilerek konuşur. Yeri gelir onu pohpohlar, yeri gelir gururunu okşar ve onunla doğrudan değil dolaylı olarak bilmeceler yoluyla iletişim kurar. Ejderhanın ilgisini çeker, egosunu ayaklandırır ve koca Hobbit kitabındaki en sihirli ana tanıklık etmemize vesile olur. Hayatı boyunca –binlerce yıl- hiç kimseyle bu şekilde konuşmamış bir ejderha olan Smaug hayretine yenik düşer ve uzun uzun Bilbo’yla resmen geyik yapar. Kitabın görkeminden gözden kaçan bir andır bu bence. Hatta haddim olmayarak söylemeliyim ki yüzüğün bulunmasından bile ilginç olabilir çünkü yüzüğü bulduran başka büyük güçler varken bu sihirli anın sahibi sadece Bilbo ve Smaug’dur.

Smaug ve Bilbo

Dehşet’in Efendileri

Ancak ejderhalar, masalsı yanlarını bir yana bırakırsak, yolları bir süre onlarla ilerlese bile bizim bildiğimiz anlamda insanları umursamazlar. İnsan, cüce ya da elf öldürürken bizim bildiğimiz anlamda kızgınlık ve ya hınçla değil neredeyse hissiz bir şekilde özel bir ilgi göstermeden öldürürler ki bence tam olarak anlaşıldığında bu gerçekten de kan dondurucudur.

Hobbit kitabında Gölkent’i yakarken Smaug ya da Lannister konvoyuna Khaleesi saldırırken ve ya Onyx Tanis’in grubunu eritirken ejderhaların davranışlarını dikkatle izleyin. Sizin, benim ya da bir başkası için önemli olan hayatları yakıp arkasında iz bile bırakmadan yok ederken, korku ve dehşeti, yanmış savaş alanında hayretle dolaşan Tyrion gibi hissedeceksiniz. Bu dehşete maruz kalmamış olsa da şahit olmuş olan Tyrion o sahnede ilk defa yanmış insan görmemektedir elbette. Tyrion muhtemelen hayatı boyunca sayısız insanın inanılmaz kötü biçimlerde katline şahit olmuş, o dönemin nispeten duygusuz bir soylusudur. Ancak o sahnede şahit olduğu türden bu duygusuz ve amaçsız katliamı ilk defa tecrübe ediyordur. Sizin tarafınızda bile olsalar aslında asla bir ejderhayla aynı tarafta olamazsınız. Anlatılarda, söylencelerde ve kurgu klasiklerinde ejderhalar her ne kadar insan hayatından ayrı bir yaşam sürseler de yolları sıklıkla bizimkilerle kesişir. Böyle bir gücü gören çarpık zihinli insanoğlu genelde tek amaçla onunla iletişim kurmak ister: kullanmak. Sauron’dan, Targaryen’lara, Huma’dan, Pern’in ejderha süvarilerine kadar niyet iyi ve ya kötü farketmeksizin, tanrısal bir korkuyla ve ya güçle ya da konuşup kandırmaya çalışarak ejderhalar insanların kendi hesaplarına çalışmaları için devamlı hikayelere girip çıkarlar. Ancak bu küçük iletişim bile amaç hasıl olduktan sonra sona erer ve artık elinizde bilinen en güçlü savaş aracı olduğu için sessizlik hakimdir.

Khalessi

Ejderha korkusu hiç geçmez der eskiler. Gönüle bir kere sindiğinde bir daha unutmak asla mümkün olmaz. O sinsi his yakanızı hiç bırakmaz ve aklınızın bir köşesinde sizi devamlı sıkıştırır durur. Nice soylu silahşör silahını atıp da kaçar üstü başı para etmez. Bir ejderha karşısında –ki bundan mümkün olduğunca kaçınmanızı öneririm- en büyük dostunuz ne zırhınız ne de silahınızdır, size lazım olan çelik gibi bir akıl ve elbette olmazsa olmaz şanstır.  

*Balrog: Tolkien evreninde Hristiyan Mitolojisindeki Şeytan’ın rolüne atfen üretilmiş Melkor isimli Tanrı’nın hizmetine girmiş bir ateş ruhu. Dünya üzerinde cisim bulduğunda karşılaşılabilecek en güçlü ve tehlikeli düşmanlardandır.


Etiket: , , , , ,


Yazar Hakkında

Lise yıllarında fantastik kurguyla tanışan, zamanla bilimkurgu eserlerini de takip etmeye başlayan yazar İstanbul üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu olup özel bir şirkette yazılım mühendisi olarak çalışmaktadır.