Gündüz Nöbeti – Sergey Lukyanenko

Gece Nöbeti

Gündüz Nöbeti, Rus yazar Sergey Lukyanenko’nun Nöbet serisinin ikinci kitabı. İlk kitap olan Gece Nöbeti, seride yer alan diğer kitaplar ve yazar hakkında bilgi almak için daha önce yazdığım Gece Nöbeti yazısını okuyabilirsiniz.

Birinci kitapla ilgili yazımda, karanlık – aydınlık arasındaki ilişkinin benzerlerinden daha farklı şekilde işlendiğini ve beğendiğimi söylemiştim. Konu, gece nöbeti üyelerinin yani aydınlık taraftan olup geceleri karanlık taraftakilerin faaliyetlerini denetleyen ve sıradan insanları karanlık varlıklara karşı koruyanların gözünden anlatılmıştı. Anlatımı çok akıcı olmasa da konu itibariyle oldukça hafif ve kolay okunan bir kitaptı. İkinci kitabın karanlık varlıklar yani Gündüz Nöbeti’nin gözünden anlatılacağını öğrendiğimde ise biraz heyecanlandığımı itiraf etmeliyim. İlk kitapta aydınlık varlıkların tarafını tutarcasına anlatan yazar ikinci kitapta karanlık tarafın eylemlerini bize haklı gösterebilecek miydi acaba. Hemen cevabını vereyim maalesef hayır. İlk kitaba Goodreads’te verdiğim puan 5 üzerinden 4 iken ikinci kitabın puanını 3 verdiğimi belirterek kitaptan daha detaylı bahsetmeye geçeyim.

Gündüz NöbetiGündüz Nöbeti de Gece Nöbeti gibi 3 hikayeden oluşuyor : “İzinsiz Girilebilir”, “Diğerleri’nin Arasında Bir Yabancı”, “Başka Bir Güç”. Hikayeler, Gece Nöbetinin kaldığı yerden devam ediyor, her hikaye kendi bir öncekinin devamı olarak ilerlese de bağımsız gibi görünüyor ve kendi içerisinde sonlanıyor, bununla birlikte hepsi birbirine üçüncü hikayede bağlanıyor.

Yukarıda bahsettiğim gibi, kitap tam olarak Gündüz Nöbeti ajanları gözünden anlatılmamış. Ve yazarın hala aydınlık varlıkları tuttuğunu hissediyorsunuz. Kitap, bu açılardan beni hayal kırıklığına uğrattı. Gündüz Nöbetinin kahramanları yine ilk kitaptaki gibi Cadılar, Büyücüler, Vampirler, Kurtadamlar, Şekil Değiştirenler, aydınlık ve karanlık taraftan bağımsız olan engizisyon.. Daha önce hiç rastlamadığımız bir varlık da hikayelerden birinde karşımıza çıkıyor : Ayna. Onun hakkında bilgi vermek bir miktar süpriz bozmak gibi olacağından bahsetmemeyi tercih ediyorum.

İlk hikaye, tam olarak bir karanlık varlık gözünden aktarılan tek hikaye. Hikayenin kahramanı Cadı Alisa. Alisa’nın Rusça kısaltmalarından biri Alya. Alya ismiyle ilk sayfada karşılaşınca biraz şaşırdım. Dünyaya getirmeye çok yakın olduğum kızımın adını Alya koymaya karar vermiştik çünkü. (Ve öyle de yaptık 🙂 ) Tam da o sırada okumaya başladığım kitabın baş karakterinin adının da Alya olması ilginç bir tesadüftü, ama maalesef karanlık varlıklardan bir Cadıydı. Yine de beni kararımdan caydırmadı tabii ki 🙂

Alya is so awesome

Alya is so awesome

Aktarmak için büyük bir fırsat olmasına rağmen bu ilk öyküde Alisa’nın karanlık tarafı seçmekteki motivasyonunu yazarın  tam olarak aktaramadığını düşünüyorum. Anlatılmaya çalışılmış tabii ama bence çok da tatminkar bir şekilde değil. Öykü, sosyalist gençlik kampında yolları kesişen Karanlık Varlık Cadı Alisa ile Aydınlık Büyücü İgor arasındaki aşka odaklanıyor. Bana, karşılıklı platonik ilginin tek gecelik bir ilişkiye dönüşmesinden öte gelmese de yazarın ısrarı sonucunda karakterlerin ilk ve tek büyük aşkları olduğunu kabul etmek durumunda kalıyorsunuz (ama çok da inanmadan). Aralarındaki aşk başarıyla aktarılamamış olsa da, Karanlık da olsa Aydınlık da olsa aşk karşısında kadınların hep aynı olduğunu düşündürerek sonlanıyor. Başarılı şekilde sonuca ulaştırıldığını düşünsem de bu hikaye gerek anlatım tarzı, gerek geçtiği mekanlar, gerekse de konusu itibariyla kitabın en sıkıcı hikayesiydi bence. Yine de büyük hikayede önemli bir yeri olduğunu unutmamak gerekir.

key_art_day_watch

İkinci öykü oldukça sürükleyici ve merak uyandırıcı. Kim olduğunu hatırlamayan ve yavaş yavaş güçlerini keşfeden bir karanlık varlığın gözünden hikayeyi dinliyoruz. Yavaş yavaş benzersiz bir güce sahip olduğu anlaşılan bu karanlık varlık amacının ne olduğunu keşfetmeye çalışırken merak içinde sayfaları çevirmemek elde değil. Bu sırada bir grup karanlık varlık da engizisyonun elinden önemli bir tılsımı çalınca Gündüz Nöbeti lideri Zavulonun başı derde giriyor. Ya da bunların hepsi onun planı mı acaba? Gündüz ve Gece Nöbeti liderlerinin öyle büyük amaçları var ki küçük hamlelerini anlamak hiç de kolay olmuyor.

Üçüncü hikaye engizisyonun karanlık ve aydınlık tarafı yargıladığı bir mahkeme ortamında geçiyor. Hikayeyi birinci kitabın baş kahramanı Anton ve yeni tanıştığımız karanlık büyücü Edgar’ın gözünden dinliyoruz. Bu hikaye bir satranç maçı şeklinde aktarılıyor. İkinci hikaye kadar akıcı ve gizemli olmasa da üç öykü bu bölümde başarılı bir şekilde bağlanıyor.

Anton Gorodetsky

Karanlık ve Aydınlık arasındaki stratejik savaş bu üç hikaye bağlamında sonuca ulaşmış olsa da, Gündüz Nöbeti de tıpkı Gece Nöbeti gibi, planlanan hamlelerin çok azını öğrendiğimizi fark ettirerek ve bir sonraki kitapta kaldığımız yerden nasıl devam edeceğini merak ettirerek sonlanıyor.

Gündüz Nöbetini, Gece Nöbetine göre daha vasat bulmuş olsam da serinin okunmaya değer olduğunu düşünüyorum. Umarım sonraki kitaplar beni hayal kırıklığına uğratmaz.

Timur Bekmambetov, Gece Nöbeti ve Gündüz Nöbeti adında  iki film çevirmiş ancak bu iki filmde de Gece Nöbeti anlatılıyor. Filmlerin, Gece Nöbeti’nin öykülerinin isimleriyle adlandırılması daha iyi olurdu diye düşünüyorum yanlış anlaşılmaması açısından.

Serinin 3. kitabı Alacakaranlık Nöbeti Pegasus Yayınlarından Ağustos 2014’te yayınlandı. Hakkında bilgi almak için aşağıdaki yazıyı okuyabilirsiniz.

http://www.kayiprihtim.org/portal/2014/08/01/nobet-bu-defa-alacakaranligin-derinlerinde-suruyor/

İyi okumalar

Etiket: , ,


Yazar Hakkında

Tüm dünyaya karşı bir kaliteci, özellikle süreçlere uymayanlara düşman. Süper kahramanlardan oluşan bir kalite takımının yöneticisi ve kurgu-bilim'in 4 silahşöründen biri. Bunlar yetmiyormuş kendisi gibi bilim kurgu seven eşiyle birlikte dinozor manyağı bir ufaklığın da ebeveyni. Hepsine nasıl yetişiyor kendisi de bilmiyor ama ailesi, bilim kurgu ve grunge onun vazgeçilmezleri.