Man Combating Ignorance

H.G. Wells ve G. Orwell: Bilim insanlığın en iyi umudu mu?

Çağdaş bilimdeki çarpıcı buluşlar ve yeniliklerin tam da ortasında bir dönemdeyiz. Örneğin 2017, bir insan embriyosunun genlerinin düzenlenebildiği, okyanus altındaki sekizinci kıtanın keşfedildiği ve bir uzay aracının roket güçlendiricilerinin yeniden kullanıma uygun hale getirildiği bir yıl oldu. Bu gelişmeler yaşanırken bilimin insanlığı kurtarmaya yetip yetmeyeceği üzerine devam eden bir tartışma olduğu kolayca akıldan çıkabilir. Ama yetmiş beş yıl önce, 20. yüzyılın en tanınmış edebi figürlerinden H.G. Wells ve George Orwell, bu konuyla ilgili canlı bir fikir alışverişi gerçekleştirmişlerdi.

Bilim kurgunun kurucularından biri olan Wells, bilimin potansiyeline, sadık bir inanandı. Öte yandan, bilime çok daha şüpheci yaklaşan Orwell ise bilimin insanlık meselelerine bir kılavuz olma yönündeki eksiklerini işaret ediyordu.

Wells ve Orwell, Nazizm döneminde tartışmış olsalar da, çoğu argümanları günümüz bilim ve politika tartışmalarında hala yankı bulmaktadır. Örneğin, 2013’te, biyolog Richard Dawkins, bilime olan güvenini şu şartlarda haklı çıkartıyordu: “Bilim çalışır. Uçaklar uçar. Arabalar yol alır. Bilgisayarlar hesaplar. İlaçları bilime dayandırırsanız, insanları tedavi edersiniz. Uçak tasarımını bilime dayandırırsanız, uçarlar. İşe yarar.” Öte yandan Nobel ödüllü Peter Medawar, bilimin cevaplayamayacağı,” Yaşamın amacının ne olduğu” ve ” Bilimsel bilginin hangi amaçla kullanılması gerektiği” gibi birçok önemli sorunun bulunduğunu ileri sürüyordu.

İklim değişikliği ve güvenilir bir gıda kaynağına sahip olmayan 2 milyar insanın beslenmesi gibi zorluklarla yüzleşirken, bilimi insanlığın tek umudu olarak kabul etmek doğal olabilir. Fakat bilimden, karşılayamayacağı şeyleri beklemek onun büyük potansiyelini kabul etmeme hatasını yapmak kadar tehlikelidir.

HG-Wells

H.G. Wells

Wells: Bilime olan tam bir inanç

Herbert George Wells, 1866’da İngiltere’de doğdu. Çocukluğunda geçirdiği bir kazadan sonra yatağa bağlı kaldığı dönemde okuma sevgisini keşfetti. Biyolog Thomas Huxley’den bilim eğitimi alarak biyoloji alanında uzmanlığını aldı. Hayatını kazanmak için serbest yazar olarak çalıştı ve ilk kitabı “Zaman Makinesi“ni 1895’de yayınladı.

1946 yılında ölen H.G. Wells, bugün, daha çok bilim kurgu yazarı olarak tanınıyor. En dikkat çekici eserleri arasında “Doktor Moreau’nun Adası”, “Görünmez Adam” ve “Dünyalar Savaşı” bulunuyor. Ancak Wells, kendi döneminde daha çok ilerici siyasi görüşleri ve bilime yüksek umutları olan bir entelektüel olarak biliniyordu.

Wells, uçaklar, uzay yolculuğu ve atom bombası da dahil olmak üzere, 20. yüzyılın bilimsel ilerleme simgelerinin birçoğunu öngörmüştü. “Geleceğin Keşfi (The Discovery of Future)” makalesinde “zihnimiz üzerindeki geçmişin kör edici gücünden” yakınmış, eğitimcilerin klasik yöntemlerini, bilimsel yöntemlerle değiştirmesinin ayın evrelerini tahmin ettikleri gibi tarihi de önceden görebilen liderler üreteceğini savunmuştu.

Wells’in bilime olan ilgisi siyasi anlamlar taşıyordu. Romanlarında, insanların kendi kendilerini yok ettiğini kurgulayan Wells, insanlığın en iyi umudunun, bilim adamları ve mühendisler tarafından denetlenen tek bir dünya hükümeti oluşturulmasında yattığına inanıyordu. İnsanların, din ve milliyetçiliği bir kenara bırakıp bilim eğitimi almış, rasyonel uzmanların gücüne inanmaları gerektiğini savunuyordu.

George Orwell

George Orwell

Orwell: Ütopyan hareketin kuşkucusu

George Orwell, Wells’den yaklaşık kırk yıl sonra, 1903’te Hindistan’da çalışan İngiliz bir memurun oğlu olarak dünyaya geldi. İngiltere’de hastalıklı bir çocuk olarak büyümüştü ama küçüklüğünde itibaren yazmayı seviyordu. Eton’da eğitim gördü. Çalışmalarına devam edebilecek yeterli kaynağı olmadığı için  Burma’da 5 yıl polislik yaptı.

İngiltere’ye döndükten sonra, gazeteci olarak kariyerine başladı. Yazdığı eserler yoksulların yaşamı ve sömürgeciliğin karanlık tarafı gibi temaları işlerken aynı zamanda edebi eleştiriler de üretti. Orwell, en çok bilinen iki eseri “Hayvan Çiftliği (Animal Farm)” ve “1984”’ü yayımladığında hayatının sonlarına yaklaşmaktaydı.

Bugün Orwell geniş bir kesim tarafından 20. yüzyılın en büyük yazarlarından biri olarak kabul ediliyor. Orwellyan kelimesi, genel anlayışı manipüle etmek amacıyla gözetim, yanlış bilgilendirme ve propaganda kullanan totaliter hükümetleri tanımlamak üzere dilimize yeni bir kelime olarak girdi. Orwell ayrıca çiftdüşün (doublethink), düşünce polisi (thought police) ve büyük birader (big brother) gibi terimleri de hayatımıza kattı.

Orwell’in insanoğluna karşı, Wells’ten çok daha az olumlu duyguları vardı. Ütopyan hareketi yansıtırken,“Sosyalistler neden eğlenceye inanmaz? (Why Socialists Don’t Believe In Fun)” makalesinde ütopyaları yaratanların, dişi ağrıyan bir adama benzediklerini ve bu sebeple mutluluğun diş ağrısı çekmemek olduğunu düşündüklerini, kim mükemmelliği tasvir etmeye çalışırsa kendi eksikliğini ortaya koyduğunu yazmıştı.

Bilim Yeterli Değil

Orwell, arkadaşı Wells’in bilimsel ve siyasi görüşlerini eleştirme konusunda çekingen davranmamıştır.“Bilim nedir?” adlı makalesinde, Wells’in bilimsel eğitime olan coşkusunun yersiz olduğunu belirtmişti. Çünkü bu coşku Wells’ in gençlere “daha detaylı düşünmek” yerine radyoaktivite veya yıldızların daha çok öğretilmesi gerektiği savına dayanıyordu.

Orwell, Wells’in bilimsel eğitim bir kişinin tüm konulara yaklaşımını bu eğitimden yoksun birinin yaklaşımına göre daha akılcı hale getirir görüşünü reddetmiştir. Orwell, ayrıca Wells’in dünyanın “yalnızca bilim adamları kontrol ediyor” olsaydı, daha iyi bir yer olacağı iddiasını da reddetmiştir.

Naziler - Almanya Ulusal Arşivi

Naziler – Almanya Federal Arşivi

Orwell, Alman bilim camiasının Hitler’e karşı çok az direnç gösterdiğine ve dahası sentetik yağ, roket ve atom bombasını araştırmak amacıyla da birçok yetenekli insan yetiştirdiğine dikkat çekti. Orwell, “Onlar olmadan, Alman savaş makinesi hiçbir zaman geliştirilemezdi. Daha da kötüsü “birçok bilim adamı ırkçı bilimin canavarlığını sineye çekti.” diye yazdı.

Orwell, bilimsel eğitimin sadece fizik, kimya ve biyoloji gibi belirli disiplinlere odaklanmaması gerektiğine inanıyordu. Bunun yerine, “akılcı, şüpheci ve deneysel bir zihin alışkanlığı”nın yerleştirilmesine odaklanılması gerektiğini düşünüyordu. Kitleleri bilimsel olarak eğitmeye çalışmak yerine, bilim adamlarının tarih, edebiyat veya sanat dallarında alacakları küçük bir eğitimin daha faydalı olabileceğini hatırlatıyordu.

Orwell, bilimin politikadaki rolü konusunda daha da hassastı. Orwell, “Wells, Hitler, and the World State” adlı makalesinde “beş büyük askeri güçten hiçbirinin teslim olmayacağı” gerekçesiyle, tek bir dünya hükümeti çağrılarını umutsuz bir ütopyacılık olarak değerlendiriyordu. Duygusal insanların, on yıllardır böyle görüşlere sahip olmalarına rağmen, kendilerini feda eğilimine sahip olmadıklarını savunuyordu.

Milliyetçiliği lanetlemekten uzak duran Orwell, ayrıca ona “Geçen yıl İngiltere’yi ayakta tutan şey, vatanseverlik duygusunun atılganlığı ve İngilizce konuşan insanların yabancılardan üstün olduklarına dair duydukları kökleşmiş hislerden başka ne olabilir?” diyerek övgüde bulundu. Orwell’e göre dünyayı şekillendiren enerji, aydınların mekanik biçimde anakronizm diye bahsettiği duygulardan kaynaklanıyordu.

Bilimin vaadi ve sınırları: tartışma devam ediyor

20. yüzyıl edebiyatının bu iki önemli figürü arasındaki zıtlık fazla abartılmamalıdır. Wells, bilimi savunurken, bilimsel ilerlemenin insanlığın acı çekmesine de yol açabileceğini fark etmiştir. Atom bombasında, muazzam bir askeri yıkıcı gücün geliştirilebileceğini ve mahremiyeti zayıflatacak teknolojilerin yaratılmasını öngörmüştür.

Orwell, bilimsel araştırma ve teknolojik yenilik olmadan, İngilizlerin hızla gelişmekte olan Almanya’nın ordusu ile yarışamayacağını fark etmiştir. Bir an bile olsa, vatandaşlarının kazma ve küreklerini savaş silahı olarak kullanmaları gerektiğini düşünmemiş ve yetişkin erkeklere kendi tüfeklerini edinmeleri ve nasıl kullanılması gerektiğini öğrenmeleri çağrısını yapmıştır.

Ancak Wells ve Orwell’in bilimin potansiyeli hakkındaki görüşleri keskin bir şekilde ters düşmekteydi. Wells’in görüşü, zihnin bilimsel alışkanlıklarının, dünyanın siyasal düzenini rasyonalize etmek için tam da gerekli olan şeyler olduğu yönündeydi. Orwell için ise aksine, sadece bilimsel şekilde düşünmek, insanları aldatmacaya ve manipülasyona karşı savunmasız bırakıyor ve totaliterizmin tohumlarını ekiyordu.

Bilimden umutlanmak için çok neden var, ancak gerçek anlamda makul bir bakış açısı, bilimin sınırlamalarına da eşit önemi vermelidir.

İngilizce’den çevrildiği kaynak: theconversation.com

 

Etiket: ,


Yazar Hakkında

Tüm dünyaya karşı bir kaliteci, özellikle süreçlere uymayanlara düşman. Süper kahramanlardan oluşan bir kalite takımının yöneticisi ve kurgu-bilim'in 4 silahşöründen biri. Bunlar yetmiyormuş kendisi gibi bilim kurgu seven eşiyle birlikte dinozor manyağı bir ufaklığın da ebeveyni. Hepsine nasıl yetişiyor kendisi de bilmiyor ama ailesi, bilim kurgu ve grunge onun vazgeçilmezleri.