Işın Beril Tetik'ten Kara Kara Kapkara Öyküler

Işın Beril Tetik’ten Kara Kara Kapkara Öyküler

Ekim 2017’de İthaki Yayınları tarafından yayımlanan Kara Kara Kapkara, Penguen Kültür’de gerçekleşen çok güzel bir lansmanla okurlara tanıtılmıştı. Biz de Kurgu-Bilim ailesi olarak ordaydık. Hem sohbetimizi ettik, imzalarımızı aldık hem de fotoğraflarımızı çekildik 🙂

Yolcu Yolunda Gerek

Kitabın ilk öyküsü tuhaf bir otobüs yolculuğu hakkında. Başına gelen işlerden dolayı İstanbul’dan temelli olarak ayrılıp İzmir’e ailesinin yanına giden Şükrü, yol üzerinde uykusundan uyanır. Yanındaki koltuk çirkin, tuhaf ve otobüs yolculuklarının en büyük kabusu olan çok geveze bir adam tarafından doldurulmuştur. Otobüsün nerede durduğunu anlayamayan Şükrü’ye adam, yeni bir yolcu almak için beklediklerini söyler. Sonra işler tuhaflaşmaya başlar. Adam, otobüsteki tüm yolcuları tanıdığını iddia etmektedir ve hepsinin günahlarını teker teker saymaya başlar. Şükrü için yolculuk artık katlanılamaz bir hal almıştır.

Atmosferi ile insanı hem yoran, hem geren hem de tuhaf kelimesinin hakkını veren çizgi roman tadında hoş bir öyküydü. Giriş öyküsü olarak başarılı bir seçim olduğunu söylemem gerek. Sonraki öyküleri okumak için insanı oldukça teşvik ediyor ve beklentiyi arttırıyor.

Kızıl Rüya

İşinden evine dönerken zaman zaman kullandığı ıssız yolda, karlı bir gece karşılaştığı korkunç bir adamın elinin dokunuşu sonucunda vücudundaki soğukluktan bir türlü kurtulamayan, gitgide yoğun kabuslar görmeye başlayan hatta gündüzleri de kabusları görmeye devam eden bir kadının hikayesi anlatılıyor Kızıl Rüya öyküsünde. İlk başta normal hayatına devam etse de bir süre sonra iyice içine kapanıyor, insanlarla konuşmamaya başlıyor, bir süre sonra insanların da artık onu görmezden gelmeye başladığını fark ediyor. Son aşamada ise renkler yavaş yavaş kayboluyor ve dünyayı siyah beyaz görmeye başlıyor.

Bu öykü gerçekten oldukça kestirilemez şekilde ilerliyor. Alışıldık bir sona bağlanmasına rağmen, konu akışında sonunu tahmin etmek benim için oldukça güç oldu. Ancak bu öyküyle ilgili düşüncem çok fazla korku öğesinin aynı anda kullanılması nedeniyle öykünün biraz yorucu haline geldiği yönünde. Aslında sonunun kestirilememesinin nedeni de belki bu diye düşünüyorum ama kabuslar, kabuslardaki korkunç yaratık, hayaletler, ruhun bölünmesi, ıssız yoldaki korkunç adam, dünyanın renklerinin kaybolması derken bu kadar çok unsurun kullanılması yer yer hikayeden kopmama neden oldu diyebilirim. Sanırım tek bir korku öğesine odaklanmak benim için bu türdeki öyküleri okumayı daha da kolaylaştırıyor.

Yatırım

Kasabanın delisi Zühtü’nün peşine takılıp ıssız bir tarlaya kimsenin görmediği yatıra giden adamın ağzından dinliyoruz öyküyü. Önce göremese de sonrasında tarlanın ortasında devasa bir ayakkabı kutusu diye betimlediği bir yapı peyda oluyor. Sadece bir delinin gördüğü ve başka kimsenin göremediği bu yapıyı görmenin verdiği sinir bozukluğu ile Zühtü’nün yatır olduğunu iddia ettiği yapının kapısına dayanıp içerisine dalıyor zorla. Altta fark ettiği ayrı bir odada gerçekten bir mezar buluyor ama bu bildiği diğer yatırlardan biraz farklı. Çok hayırlı bir yere benzemiyor açıkçası. Yine de odadaki sandıklarda bulunan altınların cazibesine de yenik düşüyor ve bunun cezasını fena şekilde ödüyor. Öykünün bana hafiften esprili gelen adı da buradan geliyor. Talihsiz kahraman buranın yatır değil yatırım olduğunu düşünüyor altınları cebe indirirken.

Yine çizgi roman tadında okuduğum bu öykünün sonu bana Sergey Lukyanenko’nun Nöbet Serisinin Son Nöbet kitabını anımsattı. Yapılan büyü sonrasında taşa dönüşen insanların aslında ölmediklerini, bilinçli olduklarını keşfeden Anton Gorodetski, onların akıllarını nasıl yitirdiklerini öğrenip dehşete düşüyordu. Bu öykünün sonunda Işın Beril Tetik, bizzat bunu yaşayan, bütün uzuvlarını birer birer kaybedip sadece birer gözden ibaret kalıp bilincini kaybetmeyen bir insanın duygularını çok canlı bir şekilde aktarıyor.

Şeffaf

Şeffaf, insanların vücutlarında konaklayarak binlerce yıldır yaşamayı başaran bir parazitin öyküsü. En son konağı İstanbul’da yaşlı bir adam ve artık yeni bir vücut bulma zamanı gelmiş. Genç bir kızı gözüne kestiriyor ve onun vücuduna girişine detaylı bir şekilde şahit oluyoruz. Öykünün devamında onun varlığını öğrenmiş ve onu avlamaya çalışan bir adamla tanışıyoruz. Yunanlı olan Charon Dimitris 50 yıllık bir arayışın sonucunda bu varlığa ulaşmış ve tekrar vücut değiştirmeden onu yakalayıp öldürmek istiyor. Yaratığın içerisinde konakladığı Anastagio Dorian karakteri ile Beril Hanım zannımca ölümsüzlüğü arayan Dorian Gray’e bir saygı duruşunda bulunmuş. Charon ise bir nevi Van Helsing sanki. Ancak onun kadar yetkin ve bilgili değil bana kalırsa.

Aslında çok keyifli bir şekilde okuduğum, aksiyonu da eksik olmayan bu öyküyle ilgili kafamda bazı soru işaretleri oluştu. Yaratık aslında öyle insanlığa çok büyük zararları olan bir yaratık değil, çoğalmıyor örneğin, insandan insana atlamıyor bildiğimiz alien gibi.. Sadece bir insanın içerisine giriyor ve 50 yıl kadar orada yaşıyor. Başka kötü varlıklara kıyasla oldukça masum geldi bana aslında. Bir seri katilin bile 50 yılda çok daha fazla cinayeti olabilir diye düşündüm. Charon’un ve ailesinin şeffafla ilişkisini daha net öğrenmek isterdim. Anne ve babasına ne oldu tam anlayamadım, onların da mı içerisine girdi yoksa onlarla savaştı mı? Umarım bu konuda yazarın kendisi ile sohbet etme şansımız olur:)

Hasat

Emine, uğursuz bir köyden gelin gelmiş bir annenin kızıdır. Babası sağken her şey yolunda gitse de babasının ölümünden sonra köylü tarafından dışlanmaya ve itilip kakılmaya başlanmıştır. Köyün dışında yıkık dökük bir binaya sığınan ana kız, kapılarına gizlice bırakılan erzakla hayatlarına devam etmekte, zaman zaman köylüden dayak yemektedirler. Sonra geceleri aynı saatte Emine, gizemli bir adamın köpekleri ile birlikte evinin önünden geçtiğini görmeye başlar. Adam onun orada olduğunu bilmekte ve her gece kafasını kaldırıp ona bakmaktadır. Bir gece Emine dayanamaz ve evin önüne çıkar. Artık hasat başlamıştır, Emine de adamın söylediğine göre onun orağıdır.

Güzel ama dehşetli bir intikam öyküsü olan Hasat, Oğuz Kağan Destanında geçen itbarakları merkezine alıyor. İtbarak, köpek başlı, insan vücutlu yaratıklar. O zamanlar Türklerin savaşa tutuştukları kuzey ülkelerinden geldikleri söylenen itbarakların çok tüylü köpek oldukları da söylenirmiş. Bu yaratıkların, tüm köpeklerin atası oldukları düşünülürmüş.

Kara Kara Kapkara

Kara Kara Kapkara, kitaba adını veren öykü. Kapak resmi ile de alakalı bir konusu var. Kitabın kapağını ilk gördüğümden beri bana çok tanıdık ve yazarla da çok alakalı geliyordu bu resim. Ama diğer derleme öykü kitaplarında okuduğum öyküleri hatırladığımda hiçbiri ile ilişkilendirememiştim. Sonra bir web sitesinde gece 12’de yayınlanan gece yarısı öykülerinde okuduğumu hatırladım öyküyü okumaya başladığımda. Ayrıntılarını unutmuştum tabii ama çocuğun kayığı yüzdürdüğü sahne ve karanlık içerisindeki kırmızı yelken kısmını çok net hatırlamaya başladım daha ilk sayfalarda bile.

Öykü, annesinin köyünü ziyaret etmek istemesiyle, birkaç günlüğüne şehirdeki yaşamını bırakıp köye gelen Kenanla ilgili. Köye geldiğinden itibaren kabuslardan yakasını kurtaramaz ve bir süre sonra sadece geceleri değil, gündüzleri de kabuslar görmeye başlar. Ona “sen benimsin” diyen bir yaratık musallat olmuştur. Çocukların okuduğu tekerlemeden bu yaratığın bir umacı olduğunu anlarız.

Umacı uyumayan çocukları alıp götüreceği söylenerek çocukları korkutmak için kullanılan bir yaratık. Uma veya umma da denilen bebek hecelerinden türetilmiş.

Bu öykü, kitabın en iddialı öykülerinden biri, kitaba adını veren öykü olması şaşırtıcı değil. Kapkara bir şekilde insanın üzerine çöken kabus dolu atmosferi ile beni oldukça etkilediğini söylemem gerekir.

Boşluk

Boşluk, kitabın en etkileyici öykülerinden biri. Uyuşturucu bağımlısı iki genç sığındıkları kötü bir otel odasında, peşlerindeki kötü adamlar tarafından basılırlar. Banyoya sığınan genç kız, içeride erkek arkadaşının öldürülmesini dinlerken banyo kapısı açılır ve içeriye elinde balyozla devasa bir adam girer. Baygınlık geçiren kız, uyandığında lüks bir oteldedir. Çevresindekileri anlamlandırmaya çalışırken odaya giren tuhaf yaratıklar ve dışarıda karşılaştığı tuhaf olaylardan kaçmak için, birkaç yıl önce terk ettiği evine, annesine gitmenin yolunu arar.

Klasik bir araf öyküsü tadında ilerlese de ortamın tuhaflığının yansıtılması çok canlı ve etkileyici olmuş. Okuru sırasıyla ürkütmeyi ve rahatlatmayı, aynı zamanda da cinayeti araştıran dedektifle ilgili noktada da hoş bir ters köşe yapmayı başarıyor.

Genç Dünya

Genç Dünya, diğerlerinden çok farklı tarzda bir öykü. Diğerlerinin aksine fantastikten çok bilim kurguya yakın bir öykü. Geliştirilen bir virüs sonrasında dünya üzerindeki tüm çocuklar yavaş yavaş zombi benzeri yaratıklara dönüşürler ve yetişkinleri öldürüp yemeye başlarlar. Virüsten etkilenmemiş bir çocuğun gözlemleri doğrultusunda olanları öğreniyor ve olayların başlangıç noktasına ulaşıyoruz. Sonunda ise yine şaşırtıcı bir twistle sonlanan öykü, kitabı elimizden çok tatmin olmuş şekilde bırakmamızı sağlıyor.

Işın Beril Tetik’i Gerisi Hikaye’den tanıyanlar onun çocuk korkusu konusundaki düşüncelerini biliyorlardır. Çocukların korku filmlerinde kullanımından çok etkilendiğini belirttiğini hatırlıyorum. Kendisi de bu konuyu gerçekten tüyleri diken diken edecek şekilde aktarmış bu öyküde. Karanlık atmosferin üzerimde bıraktığı etkiyi hala hatırlayabiliyorum öykünün ismini duyduğumda.

Etiket: ,


Yazar Hakkında

Tüm dünyaya karşı bir kaliteci, özellikle süreçlere uymayanlara düşman. Süper kahramanlardan oluşan bir kalite takımının yöneticisi ve kurgu-bilim'in 4 silahşöründen biri. Bunlar yetmiyormuş kendisi gibi bilim kurgu seven eşiyle birlikte dinozor manyağı bir ufaklığın da ebeveyni. Hepsine nasıl yetişiyor kendisi de bilmiyor ama ailesi, bilim kurgu ve grunge onun vazgeçilmezleri.