Ölümcül Makineler | Mortal Engines

60 dakika savaşında yıkıma uğrayan ve değişen dünya sonrasında insanlar kendilerine yürüyen kentler inşa ederek hayatta kalmaya çalışmaktadırlar. Londra gibi bazı büyük şehirler diğer ufak çaplı ticaret şehirlerini avlayarak geçinmektedir. Londra’da bir tarihçi olan Tom, mültecilerden biri olan Hester Shaw ile karşılaşır ve bundan sonra tüm düzeni alt üst olur. Londra’yı hiç terk etmemiş olan Tom kendisini yaban topraklarda av olarak bulur. Hester Shaw’ın ise baş tarihçi Valentine ile görülecek bir hesabı vardır.

Aç şehir günlükleri

Film, İngiliz yazar Philip Reeve’in orijinal adı ile The Hungry City Chronicles serisinin ilk kitabından uyarlama olup beğeniye göre devamı da gelecek gibi görünüyor. Ülkemizde Yürüyen Kentler adıyla ON8 yayınevi tarafından basılmış seri dört kitaptan oluşuyor ve bunlara ek olarak aynı evrende geçen birkaç kitap daha var.

Sevgili Yasemin bundan beş yıl önce kitabı okuyup kurgu-bilim’de incelemesini paylaştığında kitabı edebi bulmadığını ancak film veya çizgi roman olsa güzel olabileceğini belirtmiş. Kitabı okumamış biri olarak karşılaştırma yapamadım. Konu olarak temelde orijinal bir senaryoya sahip olmasa da film uyarlaması kendini izletiyor. Filmdeki kovalamaca ve şehirlerin birbirini yutma sahneleri keyifle izleniyor ancak kitapta bunu okumak gerçekten sıkıcı olabilir.

Elbetteki kitapta yazarın tanımladığı evrene ait çok daha derin detaylar vardır ve filmde bu detaylar yeterince verilmemiş, hikayenin bazı kısımları ise sinemada farklı uyarlanmış olabilir. Sanırım kitap serisinin fanları için en rahatsız edici detay kitaptaki Hester Shaw’un yüzündeki yaranın çok daha derin olması (tek gözü ve burnunun çoğunu içeren) ancak filmde daha estetik bir yara izi ile temsil edilmesi olmuştur. Sinema evreninde bu gibi değişikliklerin neden yapıldığını anlamak için kendimize gişe hasılatı kaygısını hatırlatmak gerekir belki de. Yine de şunu kendi kendime sormadan edemiyorum, kitabı okurken Hester’i yarası ile seven toplum neden onu görmeye katlanamaz? Bence sinematik evrende de gerçek Hester Shaw ve Tehanu  gibi karakterlere ihtiyaç var.


Makyaj sanatçısı bir hayranın Hester Shaw yarası https://www.instagram.com/annalangham_mediamakeup/

Steampunk gençlik distopyası

Bu başlığın altında filmin benim için benzerleri olan Açlık Oyunları ve Uyumsuz serilerinden farklı olduğunu söylemem gerek. Film bende beklemediğim olumlu bir etki yarattı. (Belki de düşük bir beklenti ile sinemaya gittiğim içindir.) Aynı konseptte izlediğim en iyi filmlerden biriydi. Peter Jackson‘ın yapımcısı olduğu filmin yönetmenliğini de Yüzüklerin Efendisi filmlerinde görsel ve özel efektlerinde çalışan Christian Rivers yapmış. Başrollerde Hester Shaw rolünde İzlandalı Hera Hilmar ve Tom Natsworthy rolünde  İrlandalı Robert Sheehan yer alıyor. Daha önce bazı yapımlarda yer almış olsalar da benim için yeni olan bu  yüzler filme ılımlı yaklaşmamın sebeplerinden oldu. Bu iki kahramana kötü adam Valentine rolünde Hugo Weaving (ki o biz geekler için Ajan Smith, Elrond ve V for Vendetta’nın V’sidir) ve kanun kaçağı Anna Fang rolünde Jihae eşlik ediyor.

Kitapların aksine yönetmen filmde açıktan bir steampunk havası vermek istememiş ve benzerlerinden farklı olmasını istemiş. Filmde gördüğünüz ve steampunk diye etiketlenebilecek her sahnede aslında günümüz dünyasının arkeolojik atıkları kullanılmış. Bir tost makinesi üzerine Valentine ve Tom’un tarihi yorumlar yapmaları, Minion’ların Amerikan Tanrıları olarak müzede sergilenmesi, Hester ve Tom’un 1000 yıl tarihi geçmiş abur cuburu yemeleri (ki buradan filmin 3000li yıllarda geçtiği anlaşılıyor) gibi detaylar ile film kendine özgü bir atmosfere sahip olmuş.

Kentsel Darwinizm

Mortal Engines, adını Shakespeare’ın Othello’sundan  alıyor. Yazar Philip Reeve Charles Darwin’in doğal seçilim teorisinden (survival of the fittest) ilham alarak Kentsel Darwinizm (Municipal Darwinism)’i kendi kurguladığı evrene uyarlamış. Özetle Mortal Engines evreninde avcı büyük şehir av olan küçük şehirden hızlı ise onu yakalar. Ama yeterince hızlı değilse onu kovalamaya devam ederek boşuna kaynaklarını harcar.  


“Ey siz ilkel ve kaba gırtlaklarıyla Ölümsüz Jüpiter’in korkunç haykırışlarına öykünen Ölüm makineleri, elveda! Artık işi bitti Othello’nun.”


Shakespeare – Othello

Türkçeye Ölümcül Makineler olarak çevrilse de Ölümlü Makineler demek filmin anlatmak istediğine daha uygun sanırım. 60 dakika savaşları sonrasında hayatta kalmanın tek yolu olarak görülen yürüyen kentler aslında kusurlu. Çünkü devam etmelerini sağlayan tek şey “büyük balık küçük balığı yutar” kuralı ile kendilerinden güçsüz makineleri yakıt ve malzeme olarak kullanmak, içinde yaşayan insanları ise köleleştirmek ya da sosis yapıp yemek. Peki yutacak küçük balık kalmadığında ne olacak? Filmde bunu önemini anlayan Doğu ırkları anti-yürüyenler olarak bir hareket başlatıyor ve yerleşik düzene geçmeye çalışıyorlar.

Filmdeki iyi-kötü savaşı batının hiç durmayan ve sömürgeci yürüyen kentlerine karşı doğunun aklı selim liderleri ve kahramanları arasında diyebiliriz. Kurgusal evrende Güney’in tehlikeli olduğu vurgulanıyor ancak oradaki yaşam konusunda pek bilgi verilmiyor.

Bu aralar sinemaya gitme niyetiniz varsa bir şans verin diyebileceğim ve eğlenceli zaman geçirdiğim bir film oldu benim için.

Etiket: ,


Yazar Hakkında

1984 doğumlu. Evli.Tenten'in annesi. Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisi olmasına rağmen çok sevdiği denizi bırakıp yerleşik hayata geçti. 2009'dan beri yazılım sektöründe test mühendisi olarak çalışıyor. Bilim kurguyu, kitapları ve hayvanları çok seviyor.