Saga : Yoksa çizgi romanlar da olgunlaşıyor mu?

Kültür ürünlerini bu doğalarıyla birlikte ele almaya başlamamdan beri geçen yıllar içinde beni en mutlu ve tatmin eden iki ürün ancak ve ancak Kralkatili Güncesi, (özellikle de Bilge Adamın Korkusu, İthaki Yayınları, 2011) ve Saga serisi (Marmara Çizgi, 2014-) olabildi. Lafa böyle kuvvetle girince kimi şeyleri açıklama sorumluluğum var ama bu tartışmaları Saga’yı ele alışımıza yedirelim de ana konudan çok uzaklaşmayalım.

Künye/Özet

Öyleyse, nedir bu Saga? Künye olarak baktığımızda Brian K. Vaughan (adını duymuş olabileceğimiz bir diğer işi Y: Son Erkek) tarafından yazılıp Fiona Staples (adını ilk kez duymadıysanız azınlıktasınız) tarafından çizilen, okuyuculara ABD’de 2012 Martında aylık olarak Image Comics, Türkiye’de ise 2014 Şubatında ciltler halinde Marmara Çizgi tarafından ulaştırılmaya başlayan bir eser. Şu an yurtdışında ufak bir aradan sonra 55. sayısı yayınlanmak üzere, Türkiye’de ise geçtiğimiz Haziranda 5. cilt (yani toplamda 30 sayı) yayınlandı.

Anlatılan hikayeye baktığımızda, ne seviyede bakmak istediğimize göre “alabildiğine bayağı”dan “inanılmaz bir incelik”e kadar geniş bir ölçekte yargıda bulunmak mümkün. Biz şimdi, bunun özet olması sebebiyle, en uzaktan bakalım: Hikaye, bir uzay savaşı sırasında düşman ırktan iki askerin aşkını ve bu aşkın meyvesini ele alıyor… Vay canına, tek cümleye sığdırmak için bu kadar çok şeyden feragat etmem gerekeceğini ben bile tahmin etmiyordum. Öte yandan, özet cümlesinin bu kadar anlamsız olması gerekiyor, henüz tamamlanmamış bir seriden söz ediyoruz.

Arkada Olan Biten

Hayır, hikayenin detaylarına henüz geçmedik, bu kültürel ürünü ortaya koyanlardan ve bu süreçten biraz daha söz etmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Kendini bu ürünlerin —kelimenin tam anlamıyla— büyülü dünyasına kaptıran bizler, ne yazık ki sık sık bunun gerçek insanlar tarafından gerçek süreçlerde yaratıldığını unutuyoruz. Yayıncılık sektörünün incelikleri hakkında çok konuşacak yetkinlikte değilim. Türkiye’de okuyucu sayıları yüzünden zor olduğu malum, meraklıları Amerika’da da basılı çizgi roman piyasasının içine düştüğü sıkıntıları her sene daha büyüğü çıkan birleşik hikayeler (crossover) veya esas paranın filmlerden kazanılmasıyla hissetmiş olabilir.

Bu durumda, eserine böyle ciddiyetle bağlanacak bir sanatçının varlığı bize keyif verebilir. Ciltlerin tesadüfen olamayacak bir şekilde altışar sayıdan oluşması bunun üzerine düşünülmüş bir seri olduğunu anlatıyordu zaten, daha fazlasını da bu yazı için araştırma yaparken öğrendim. Vaughan aklındaki bu fikri yayınlayacak bir yayınevi ararken kimi koşullarla yola çıkıyor: tüm fikrî yönetim haklarını saklı tutmak (uyarlamalar konusunda son söz dahil), fasikül fiyatlarının 3$ ile sınırlaması, her sayının en az 22 sayfa olması. Serinin yarı-yaratıcısı Staples’ı hakların yarı-sahibi de yapıyor. Son olarak da, her 6 sayı (1 cilt) yayınlandıktan sonra 2 ay kadar bir ara veriliyor.

Bilmiyorum, bunlar devrimsel şeyler gibi gelmiyor kulağa. Ancak önderleri uyarlamalara(*) sıkışmış bir sektörde topuklarını kuma gömenleri takdir etmeden duramıyorum. Günümüzün yaşayan en büyük çizgi roman yazarlarından Alan Moore gibi eserleri elinden çekilip kopartılmış, kalitesi tartışmalı uyarlamalara malzeme olmuşsa (Muhteşem Kahramanlar, 2003)(**) sektörün belki daha az Marvel’a ve daha çok Image’a ihtiyacı vardır.

Tabii tüm bu övgüme rağmen gönlüm her ay iki sayı Saga çıkmasını istemiyor mu? Ancak “ne dilediğime dikkat edeyim”, bunun için ödenecek bedeller beni daha mutlu biri yapmayacaktır. Yine de ben ne istersem isteyeyim, elimizde dilimize kazandırılmış 650-700 sayfa kadar çizgi roman var ve bir süre daha bununla yetinmek zorundayız. Bu kısımda bir yandan müstakbel okuyucuları bu acı gerçeğe hazırlarken bir yandan da kendimi teselli etmeye çalıştığımı fark etmiş olabilirsiniz.

Hikayenin İncelikleri

Hikayenin detaylarındansa inceliklerine eğilelim. Hikayenin göbeğindeki ailenin erkeğinin adının Marko veya Fargo olması, savaşan ırkların kanatlı veya boynuzlu olması, bunların gezegen ve uydu mu yoksa komşu yıldız sistemleri mi olduğu hikayeyi yapısal olarak çok değiştirmeyecek. Açıkçası, yaratıcılar da katı-bilim kurgu yaratma çabasında değil. İki gezegenden başlayıp tüm evrene yayılan bir savaşın lojistiğini umursamaya yönelik hiç bir adım yok, toplumların sosyolojisine işaretler var ama detaylı inceleme yok… Ne diyorum ben ya, bu seride savaşan ırklardan biri BÜYÜ KULLANICILARI! Ağaç- ve kafatası-roketlerde yolculuk edilmesi de cabası. O yüzden bunu bilim kurgu sularındansa uzay-operası ve bilim-fantezi sularında görmek daha makul.

Uzay-operası denince akla ilk Yıldız Savaşları geldiğine göre onunla kıyaslamak da bunun ne kadar modern bir eser olduğunu görmeye yardım edecektir. Yıldız Savaşları’nın orijinal ve öncül üçlemelerinde kaç kadın karakter vardı? Toplam 2, yani film başına ortalama 0.33 karakter düşüyordu. Neyse ki devam üçlemesinde sayı biraz arttı, şimdilik 2 filmde 4 kadınla ortalama 2 seviyesinde. Saga ise yaratım kadrosunun yarısı kadın olan bir seri olarak bu konuda daha cömert: zaten ana hikaye eşit derecede becerikli bir çift askerin etrafında şekilleniyor. Gelin-kayınvalide ilişkisi de her aile dramasının olmazsa olmazı olarak burada da yer buluyor. E bunlara ek olarak yan karakterler de var.Ama kafayı her hikayenin kaç kadın karakterin içerdiğine takmış insanlardan değilim, örneğin Conan hikayelerinin kadın oranının 0.33’den bile düşük olmasına ne şaşırır ne de yadırgarım. Bu istatistiği bu hikaye için umursamamın nedeni bunun hayata dair bir hikaye olmaya çalışıp başarmasında. Bu bir bilim kurgu hikayesi değil, bir savaş hikayesi de değil. Uzay-opera bir arkaplanda geçse de macera hikayelerinin doğasına bile uymuyor. Yıldız Savaşları kıyasına geri dönecek olursak, ilk filmin hikayesini hatırlayalım:

Kötü kralın emrindeki hain büyücü-vezir, masum prensesi bir kulenin en üst katına hapsetmiştir. Bunun üzerine iyi kalpli büyücüden yardım dilenen prenses, genç bir savaşçının babasının kutsal kılıcıyla maceraya atılmasının yolunu açar. Büyücü, savaşçı ve hırsızdan oluşan bu uyumsuz takım prensesi kurtarır, büyücü kaçmalarına yardım etmek için kendini feda eder. En sonunda intikam için dönen savaşçı, büyücünün hayaletinin de yardımıyla kaleyi yıkar ve günün kahramanı olur.

Tabii Darth Vader’ı büyücü-vezir kadar kaleyi koruyan ejderha olarak da düşünebiliriz. Neyse, Saga’ya dönersek orada böyle gençlik hikayelerini göremeyeceğiz. Dediğim gibi, bu yetişkinler için yazılmış, hayata dair bir hikaye. İlk sayının kapağında bebeğini emziren bir kadın tarafından karşılanıyoruz, ilk sayfada ise aynı kadını sinirli, terli, dişleri bir şekilde şunu söylerken görüyoruz: “Sı*ıyor muyum? Aynı sı*ıyormuşum gibi!” Anlatılacak hikayenin tonunu bir sayfada belirlemek için bundan daha iyi bir yol hayal edemiyorum!

Öte yandan şu olası yanlış anlaşılmanın önüne de erkenden geçmek isterim: yetişkinlik kinik olmak zorunda değil: aklımıza hemen küfürbaz alkolikler, acımasız nihilistler, ne bileyim işte, itlik ve hergeleliğin envai çeşidi gelmesin. Bu, zor şartlarda bir aile kurmaya ve korumaya çalışanların hikayesi. Evet, savaş var, fakirlik var, kaçmak ve kovalanmak, ölüm ve kayıp, sorunlarla başa çıkamayıp uyuşturucu batağına sürüklenmek bile var. Ama sadece bu değil: çocuklara duyulan sevgi, eşlere duyulan sevgi, geçmişle barışmak, mesafeleri aşmak ve kavuşmak da var. Okuyucuların da zor zamanlarda yaşadığının farkında bir hikaye bu, onlara dehşet ve ümitsizliğin ötesinde şeyler de sunuyor.

Olgunluk

Yıllardır aradığım işte buydu: nerede yazıldığını ve ne söylediğini bilen, umursayan ve okuyucuyla bu iletişimi kuran bir eser. Bunun bu hali hem çizgi romanların olgunlaştığına bir işaret hem de bilim kurgunun metaforik doğasının benimsenmesinin açtığı kapıların ardında bulabileceklerimizi hatırlatan güzel bir örnek.

Bugünün baskın çizgi roman paradigmalarının kimi sonuçları var. Çoklukla uyarlama eserler ortaya konuyor, inanılmaz miktarlarda üretim oluyor ve eserlerin belirli bir uzunluğu nadiren oluyor. Açalım: Uyarlama eserler, özellikle de yıllar biriktikçe, tekil bir hikayeden bir mitolojiye dönüşüyor ve her nesil kendi mitolojisini tekrar yaratıyor. Uyarlama olmak kötü olmayı gerektirmiyor ama takip etmeyi zorlaştırdığı kesin. Takip edebilmek hem akademik açıdan hem de sadece kültürel açıdan önemli şeyler. Bugün benim “Süpermen okuyun!” tavsiyem bu haliyle hiç bir anlam ifade edemeyecek: Hangi Süpermen’den söz ediyorum ki? Bu doğa, yaratıcıları kendilerinin üstünde kalıplarla sınırlıyor olacak. Bu kalıpların hem okuyucu hem yaratıcı için faydaları var, ikisi de içine girdiğinde kendinden beklenenlere dair kimi önkabullerle işe başlıyor. Ama ya Vaughan gibi var olan kalıplarla yetinemeyecek, onları aşmaya ihtiyaç duyan yazarlar? İşte o zaman bağımsız(***) eserlerin içinde yaşayıp büyüyebileceği bir ekosistemin varlığına duyduğumuz ihtiyacı daha iyi anlayacağız. Bu ihtiyacımızı göstermesi açısından Saga çok değerli bir konumda.

Belirli uzunluk olmaması, yani “devam edebildiği sürece etmesi” ise felaket bir iş yönetim süreci. Bunun anlamı, her eserin daha fazla devam edemeyeceği, etmemesi gereken noktaya geleceği. İstediğimiz her çizgi romanın Lost’un kaderiyle yüzleşmesi mi? Yıllar boyu yaşanan keyifli anları sonunda taşınamayacak bir yükle yıkmak? Bu yöntemi tümden yaşamdan çıkarmaya gerek yok, ancak tüm yaratım süreçlerini buna dönüştürmek yukarıda söz ettiğim mitolojik doğadan çok daha dar bir kalıp. Saga’nın kaderini bilmiyorum, şu an hala sürmekte. Ümidim Vaughan ve Staples’in bir noktada hikayeyi zarif bir şekilde sonlandıracağı, böylece Gaiman’ın Sandman’i ve Moore’un Watchmen’i ile birlikte anabiliriz.

Ve böylece Saga’yı amansızca övmeyi sonlandırabilirim: çizimler güzel, hikayede devrimsel olan en büyük unsur böyle bir hikayenin bu biçimde karşımıza çıkabilmiş olması. Televizyonda görebileceğimiz en ala aile dramalarından daha dürüst olması da cabası. Yetişkinliğin anlamını hatırlamak istiyorsanız neden okumayasınız ki?

*Hatırlatma: Bob Kane 1998’de ölmüş olsa da bugün hala her ay 5 farklı Batman çıkıyor.

**League of Extraordinary Gentlemen

***Saga’ya tam anlamıyla bağımsız denmemeli: Alışılmış yayıncılık pratikleri içinde yaşayan bir yayın. Ancak bugün piyasanın iki büyük devinden birine bağlı olmamak kendi başına ufak bir bağımsızlık anlamına geliyor.

Etiket: , , , ,


Yazar Hakkında

Huysuz, matematikçi. Hayatın bir dümeni olduğunu fark ettiğinden beri onu "daha iyi”ye kırmaya uğraşıyor; bu sırada da iyi bir hikaye ve iyi bir argüman bulmak için mecazi dere ve tepeleri katediyor.