Dijital_sanat

Sınırların olmadığı bir dünya: Dijital Sanat Müzesi – Tokyo

Sınırların olmadığı bir dünyada; dolaş, keşfet ve farkına var. 

Ziyaretinden günler öncesinde biletini satın aldığım, nisan ayında Tokyo’da gittiğim teamLab Borderless Digital Art Museum’un kapısında, tam karşımda duran cümle. 

Dijital sanatın (o dönemki adıyla bilgisayar sanatı) tarihi 1950’li yıllara kadar uzanıyor. Bilinen en eski elektronik eser, matematikçi ve sanatçı Ben Laposky tarafından 1952 yılında üretildi. Laposky, floresan ekranda görünen elektrik dalgalarını çeşitli yöntemlerle manipüle ederek farklı şekillerin ortaya çıkmasını sağladı. Dalgalar sürekli hareket ettiği için kağıda kaydetmesi mümkün olmadı ancak fotoğrafçılık sanatı ile bu kısacık anı kaydetmesi, on yıllar sonra bu eseri görmemize izin verdi. 

Bu eserden sadece 67 yıl sonra Tokyo’da, bir dijital sanat müzesinin içine doğru yürüyor olmak tüm insanlık tarihi ile kıyaslayınca kucuk ama benim için büyük bir adım. 

TeamLab, sanatçı, programcı, mühendis, matematikçi, mimar ve animasyon uzmanlarından oluşan kollektif bir oluşum. Ortaya çıkardıkları eserleri dünyanın farklı müzelerinde sergiliyorlar. Tokyo’daki müzenin tamamının bu eserlerden oluşması ise dünyada bir ilk. 

Uzakdoğu’ya gidenlerin de aşina olacağı gibi aslında kamera arkasında onlarca sıra ve genelde insan kalabalığı var. Instagramlık fotoğraflar çekmek çok mümkün olmasa da bu kalabalığa değer. Ziyaretçilerin bir çoğunun turist olmasındansa Japon olmasını şaşırtıcı buldum. 

Sınırların olmadığı bir dünya

10.000 metrekare alanda 520 bilgisayar ve 470 projeksiyon ile oluşturulan bu alanda, birçok müzeden farklı olarak herhangi bir harita ya da rehber yok. Harita olmadığı gibi bir tabela ya da yok işareti de yok. İçeri girdiğiniz andan itibaren kendi keşfinize bırakılmış. Sıkça kaybolmak ya da aynı yerlere dönmek mümkün.

Borderless World

“Sınırların olmadığı bir dünya” haritasız bir turdan çok, geleneksel sanata atıfta bulunarak yazılmış. Geleneksel sanatta, sanat eseri ile izleyici arasında iki boyutlu bir iletişim olduğu aşikar. Sanat sanat için mi sanat toplum için mi tartışıladursun, bu yeni nesil sanat 360 derece izleyiciyi içine alıyor. Sınırların olmadığı sanat, eser ile diğer eserler, eser ile bunu izleyen insanlar ve izleyen insanlar ile yine izleyen diğer insanlar hepsi etkileşim içerisinde olması şeklinde tanımlanıyor. 

Müze

Müze, farklı temalardan oluşan birbirleri bağlantılı farklı bölümlere ayrılmış. Her temadan ayrı etkilendim. Borderless World (Sınırsız Dünya) isminin verildiği alanda tamamen doğanın içinde kuş sesleri ve muhteşem renkli bitkiler arasında gezme imkanı sunarken, diğerinde dalgalar içinde kendinizi bulabiliyorsunuz. 

Ya da Athletics Forest’ta (Atletik Orman)  akan şelaleleri izlerken hemen kenarındaki tepecikte oturabilir, Forest of Lamps’te (Lamba Ormanı) ise hareket sensörle lambaların bulunduğu alanda sonsuzluğa uzanan ışıklara bakabilirsiniz.

Forest of Lamps

Crystal Universe’te (Kristal Evren) yerdeki aynalara yasıyan sonsuza dek uzanan ışıklar içinde, farklı bir evrende seyahat ediyor gibi hissedebilirsiniz.

Ya da samuray gibi geleneksel Japon öğelerini içeren hologramlar arasında gezebilirsiniz. 

Tanıdık Duygular

Ses, ışık ve görüntü ile harika bir fütüristik sanat deneyimi yaşarken aynı zamanda bu yapay gerçek ile tamamlandığımı hissettim.

Çoğu zaman Annihilation ve Fountain filmlerinin içinde ancak aynı zamanda her biçilmiş çimen kokusunu duyduğumda, her mavi gökyüzüne baktığımda, en sevdiğim insanlara kavustuğumda içimde oluşan sarılma isteği gibi tanıdık insani duygular da benimleydi. 

“Gerçek” dediğimiz şey bizim algıladığımız ve yorumladığımız değil mi zaten? 

Etiket: ,


Yazar Hakkında

Dijitali, teknolojiyi, gezmeyi, ağacı, yeşili, maviyi, yogayı, yazmayı, izlemeyi, okumayı sever. En çok küçük şeylerden mutlu olur.