The Haunting of Hill House – Ve Geri Kalan Her şey Konfeti

İtiraf etmem gerekirse, Netflix’in Tepedeki Ev’in bir uyarlamasını yayınlayacağını duyduğumda haddinden biraz fazla heyecanlandım. Henüz bu yaz Shirley Jackson’ın 1959 tarihli romanını okumuş ve çok etkilenmiştim. Hatta üzerine Shirley Jackson’ın Türkçe’ye çevrilmiş ne kadar kitabı  varsa okumayı kafaya koydum ve çok kısa bir süre sonra beni Tepedeki Ev’den daha bile çok etkileyen “Biz Hep Şatoda Yaşadık” eserini okudum. Hani bir kitabı okursunuz, ardından hiçbir şeye konsantre olamazsınız hep onun bir benzerini bulmak istersiniz ya, işte bu ikisi de birbirinden etkileyici kitap benim için tam olarak böyleydi.

Henüz okumamın üzerinden 2 ay yeni geçmişken, dizisini  izleme şansına kavuşmak işte bu nedenle heyecan vericiydi benim için. 1963 yapımı Robert Wise’ın siyah beyaz uyarlaması Haunting’i ilkokul sıralarında izlemiştim, etkisinde kalıp arkadaşlarıma anlattığımı hatırlıyorum. Nell’in arabasını ağaca çarptığı son sahneyi, evdeki soğuk noktaları, evin kulelerinden birinde kendini asmış olan evin geçmiş sahibesinin anısını hayal meyal hatırlıyorum.

Sonrasında 1999 yapımı Jan De Bont’un adeta bir ünlüler geçidi olan uyarlaması olan The Haunting’i de keyifle izledim. Çok klasik, kolay izlenen, eğlenceli bir hayalet filmiydi bana göre sadece. 

Stephen King’in TV için yazdığı 2002 yapımı Rose Red Konağı serisini birlikte izlemek için arkadaşlarımı güç bela küçücük odama hapsettiğimi hatırlıyorum.  Evin o karamsar havası,dönen merdivenlerin olduğu kocaman heykellerin olduğu bahçesi, değişen odalarıyla büyüyen ve sürekli değişen Rose Red Konağı bana oldukça gizemli ve ilginç gelmişti.

Ama nedense hiçbirinin birbirleriyle alakası olduğunu anlayamamıştım, belki ufak tefek benzerlikler..Dönerek yükselen tehlikeli merdiven böyle evlerin olmazsa olmazıydı belki de kim bilir 🙂 O zamanlar Shirley Jackson’ın romanından henüz haberim yoktu.

Bu yaz Tepedeki Ev’i okuduğumda 1999 yapımı filmin kitabın özüne fazlasıyla uzak olduğunu fark ettim. Karakterler aynıydı, buluşma nedenleri, araştırma konuları hepsi uyuyordu ama olay sıradan bir hayalet hikayesine bağlanmıştı. Oldukça yüzeysel ve romanın tonuyla kıyaslayınca çok da saf ve çocukça bir uyarlama olduğunu söyleyebilirim.  

Stephen King’in Shirley Jackson’dan etkilenerek yazdığı Rose Red Konağı’nın bile kitabın havasını bu filmden daha çok yansıttığını itiraf etmem gerek. 63 yapımı Haunting için ise, filmi izlememin üzerinden çok zaman geçtiği için çok isabetli bir yorum yapamıyorum maalesef.  

Yine de Netflix uyarlamasını izledikten sonra kitabın konusundan bambaşka olmasına rağmen kitabın ruhunu en iyi yakalayan uyarlamanın bu olduğu hissini bana verdiğini söylemem gerekir.

Kitabın adını da tam olarak tek kullanan uyarlama aynı zamanda. Diğerlerinde Haunting olarak kısaltılmışken Netflix uyarlamasının adı The Haunting of Hill House.


Dikkat – yazının geri kalanı hem dizi hem de roman hakkında çok fazla sürpriz bozan içerir

Roman ve Dizinin Konuları

Romanda, paranormal olayların varlığını kanıtlamak isteyen bilim adamı Dr. Montague, başından olağanüstü olaylar geçen bir grup insanı perili olarak ünlenen Tepedeki Ev’e davet eder. Davetlilerden sadece ikisi kabul eder. Bunlardan biri, annesini yeni kaybedip yıllarca ona baktıktan sonra birden bire boşluğa düşen, gerçek hayata oldukça yabancı, saf ve naif Eleanor Vance, diğeri ise daha enerjik, çılgın, neşeli ve renkli bir karakter olan Theodoradır.  Üçüncü konuk olarak evin varisi Luke onlara katılır. Kendilerini evin bakıcıları olarak tanıtan Dudley’ler, sadece gündüzleri onlara yardımcı olmayı kabul etmişlerdir. Hava karardıktan sonra evde olmayı kabul etmezler. Dr. Montague konuklardan günlük tutmalarını,yaşadıkları deneyimleri, duygularını detaylı bir şekilde anlatmalarını ister.

Önceleri Theodora ve Nell’in araları çok iyidir ancak zaman içinde aralarında bir rekabet başlar. Ayrıca evde olağanüstü bazı olaylar da baş göstermeye başlamıştır. Kendi kendine kapanan kapılar, duvarda beliren kanla yazılmış yazılar, sürekli havlayan fakat ortalıkta görünmeyen köpekler gibi..Herhangi bir hayaletle karşılaşmazlar ama yaşadıkları bu tip olaylar hepsinin sinirlerini yıpratmaya başlar.

Bu arada ziyaretçiler evin tuhaf tarihini de öğrenirler. Crain ailesinin özellikle kadınlarının başına gelenler oldukça ilginçtir. Fazlasıyla hassas olan Nell bütün bu olaylardan diğerlerinden çok daha fazla etkilenir. Kendini ve arkadaşlarını tehlikeye atan hareketler yapmaya başlayan Nell, arkadaşları tarafından evden gönderilir. Ancak evden ayrılmak istemeyen ve evin etkisinde hareket eden Nell, arabasını hızla ağaca çarparak kendini öldürür.

Dizide yine romandaki aynı isimlerdeki karakterler yer alsa da hepsi 5 çocuklu Crain ailesinin bireyleridir. Tepedeki evi restore edip satmak üzere satın alırlar ancak restorasyon işleri uzayınca planladıklarından daha uzun süre evde kalmak durumunda kalırlar. Dizide iki zaman çizgisini bir arada izleriz. Geçmişte ailenin evde kaldığı zamanı ve 20 yıl kadar sonra tüm çocuklar büyümüş ve sorunlu birer bireye dönüşmüş hallerine şahit olduğumuz günümüzü.

Geçmişte evde yaşadıkları olaylar ve annelerinin evdeki intiharı hepsini derinden etkilemiş hepsinde farklı şekillerde psikolojik  sorunlara neden olmuştur. 10 bölümlük dizinin ilk bölümünde Nell eve geri döner ve intihar eder. Tüm ailenin bireylerinin gözünden hem geçmişi hem de Nell’in intiharına kadar olan zamanı teker teker izleriz. Ve tüm aile 6. Bölümdeki Nell’in cenazesinin ardından Tepedeki Ev’de buluşurlar.

Gördüğünüz gibi aslında romanın sonu dizinin ilk bölümü gibi ve aslında iki konu birbirinden oldukça farklı ancak dizinin içinde öyle güzel ve yoğun bir şekilde romana gönderme yapılıyor ve romanın karanlık,kasvetli ve uğursuz havası öyle güzel dizinin içerisinde yaratılıyor ki aynı anda hem benzer hem bambaşka bir kurgunun keyfini çıkarıyor hem de sonuna kadar neler olacağını merak etmekten kendinizi alamıyorsunuz.

Romandaki ve Dizideki Karakterlerin Karşılaştırmaları:

Eleanor Vance: Jackson’ın baş kahramanı, olaylarının çoğunu onun gözünden izlediğimiz, hassas, kırılgan ve çabuk etki altında kalan Nell. Ailenin soy ismi Dizide Crain olmasına rağmen, Eleanor, Arthur Vance adındaki uyku uzmanı ile evleniyor ve ismi birebir kitaptaki ile örtüşür hale geliyor. Karakterin özellikleri hem kitapta hem de  dizide çok benzer. Her ikisinde de psişik ve etrafındaki olaylardan fazla etkilenen bir karakter.

Romanda Nell kendini diğerlerinin arasında görünmez hissediyordu. Dizide buna çok belirgin bir gönderme yer alıyor. Nell, Two Storms isimli bölümde, dışarıda çok güçlü bir fırtına sürerken ve Theodora’nın elini sıkı sıkı tutuyorken birden bire kayboluyor. Anne ve babası karanlıkta tüm evde onu arıyorlar ancak o aşağıda hepsinin karşısında ortaya çıkıveriyor.Bunca zamandır buradaydım, size seslendim ama beni görmediniz, beni duymadınız,neden diye soruyor.

En büyük benzerliklerden biri de ikisinin de Tepedeki Ev’de kendilerini öldürmüş olmaları ve son anlarında ne yaptıklarını fark edip buna pişman olmaları.

Theodora: Romanın deli dolu, biseksüel, güzel ve telepati yeteneği ile insanların zihinlerini okuyabilen karakteri Theo, dizideki ikizlerden sonraki en genç karakter.Özellikleri tahmin edebileceğiniz gibi çok benzer. Dizide de Theo dokunduğu insanlar ve nesneler aracılığıyla görüler görüyor. Romanda bir sanatçı olan Theo, dizide bir psikiyatrist. Sahip olduğu yetenek sayesinde çocuklara yardımcı oluyor, çocuk tacizi gibi ciddi problemlerle savaşıyor.

Theo’nun bu yeteneğini kazanması yine romanda da  birebir gerçekleşen bir sahne sonrasında oluyor. Romanda Eleanor ve Theodora korktukları için aynı yatakta yatıyorlar,bu sırada odanın duvarlarına vuruluyor,  Eleanor sıkıca Theodora’nın elini tutuyor. Theodora bir süre sonra ondan tarafa doğru baktığında aslında Eleanor’un elini tutmadığını fark ediyor ve “ben kimin elini tutuyorum “ diye kendi kendine soruyor. Dizide de aynı olay iki kardeşin çocukluğunda gerçekleşiyor. Bu olaydan sonra Theo annesinin ona hediye ettiği eldivenleri takmaya başlıyor.

Luke: Romanda evin varisi olan Luke, herhangi bir özel yeteneği olmamasına rağmen gruba dahil oluyordu. Dizide ise Nell’in ikiz kardeşi rolünde görüyoruz Luke’u. Tepedeki Ev’de yaşadığı deneyimler onun eroin bağımlısı olmasına neden olmuş. Tepedeki Ev’in Olivia ve Nell’den sonra en hassas karakteri.

Luke dizide Hugh Crain’in oğlu olduğu için soyadı Crain, ancak romandaki soyadı Sanderson, dizide Luke’un bağımlılığından kurtulmak için gittiği rehabilitasyon merkezinin adı olarak karşımıza çıkıyor.

Hugh Crain: Romanda evin eski sahibi, hayatı gizemli ölümlerle dolu bir karakter olarak yer alıyor.Çok katı dini bir eğitimle, cehennem, zebani korkuları ile yetiştirdiği İki kızı o öldükten sonra ev nedeniyle büyük anlaşmazlıklar yaşamışlar.

Dizide ise 7 kişilik ailenin reisi, Nell, Luke, Theo, Steve ve Shirley’nin babası, Olivia Crain’in kocası. Evde yaşadıkları olaylardan ve karısının kaybından sonra çocukları ile ilişkisi zayıflamış.

Dr. Montague: Romanda önemli bir yeri olan Dr. Montague, paranormal olayları araştıran bir profesör.Dizide böyle bir karakter yer almıyor ancak doktorun ismi Nell’in yetişkinliğinde tedavi için gittiği psikiyatrisinin adı olarak karşımıza çıkıyor. İki karakterler arasındaki en büyük benzerlik Nell’in eve gitmesinin nedeni olmaları, dizide Nell’in problemlerini çözmek için evle yüzleşmesi gerektiğini söyleyerek onun gecenin bir yarısı eve dönmesine neden olan karakter.

Shirley ve Steven Crain: Romanda karşılığı olmayan iki karakter Shirley ve Steven,kardeşlerden en büyük olanları. Shirley adını ilk duyduğumda hemen Shirley Jackson’ın kastedildiğini anladım ancak Steven çok fazla bir şey ifade etmemişti ilk başta bana. Sonra biraz araştırdığımda bu karakterin yazar olması ve tepedeki evdeki olaylardan etkilenip onun hakkında yazmasından dolayı Stephen King olarak düşünüldüğünü gözlemledim. Bana da oldukça mantıklı geldi. Dizide bana en uzak ve itici gelen karakterlerin onlar olduğunu belirtmem gerek.

Dudley’ler: Evin bakımını yapan çift Bay ve Bayan Dudley, birebir kitaptan alınma hatta replikleri de öyle.

“Hava kararmaya başlayınca burada durmam. Karanlık çökmeden giderim. Kasabada yaşıyoruz, on kilometre ötede. Yardıma ihtiyaç duyarsanız etrafta kimse olmayacak. Geceleyin sesinizi bile duymayız. Kimse duyamaz. En yakında oturanlar kasabadakiler. Kimse daha fazla yaklaşmak istemiyor.Geceleyin, karanlıkta..” (in the night, in the dark.)

Kaynak : Siren Yayınları, 2. Baskı,Ekim 2017

 Sanırım dizideki Dudley’ler romandakinden çok daha sempatik ve hoş sohbet, en büyük benzerlikleri ise tabii ki evden korkuları..Dizide Dudley’lerin kızı Abigail’in ismi ise sanırım kitapta Hugh Crain’in kızlarından birinin adından geliyor. 

Diziden Romana Göndermeler

Şimdi size yakalayabildiğim göndermeleri kısaca anlatmak istiyorum,  eğer benim yakalayamadığım ve sizin eklemek istediğiniz başka göndermeler varsa – ki her bölümde onlardan birçoğu mevcuttu – lütfen yorumlara ekleyin :

Açılış ve Kapanış Cümleleri:

Hem roman hem de dizi aynı paragrafla başlıyor, cümlelerde diziyle roman arasında çok ufak farklar var. Dizide yazar olan Steven, Tepedeki Ev’le ilgili yazdığı kendi romanını okuyor başlangıçta, dizinin son bölümünde ise en son sahnede bu sefer yeni yazdığı devam kitabının ilk paragrafını okuyor.

“Hiçbir canlı organizma, mutlak gerçeklik koşulları altında akıl sağlığını koruyarak yaşamayı sürdüremez; kimilerine göre tarla kuşlarıyla çekirgeler bile hayaller görür. Akıl sağlığı yerinde olmayan Tepedeki Ev,tepelerin karşısında tek başına yükseliyor ve karanlığı içinde tutuyordu.Seksen senedir böyleydi bu, bir seksen sene daha durabilirdi. Duvarları dimdik yükseliyordu, tuğlaları düzgünce yan yana dizilmişti, döşemeleri sağlamdı ve kapıları güzelce kapatılmıştı. Sessizlik, Tepedeki Ev’in tahtalarıyla taşlarının üstünde muntazaman uzanıyordu ve orada gezinen her ne ise, tek başınaydı”


Kaynak : Siren Yayınları, 2. Baskı,Ekim 2017

Kitapla dizideki farklılıklar, kitapta 80 yıl dizide 100 yıla dönüşmüş. Dizinin son bölümünde ise tekil ifade çoğula dönüşmüş “orada gezinenler her ne iseler, birliktelerdi şeklinde sonlanıyor. “

Eve Hoş geldin Nell (Welcome Home, Nell):

Romanda, koridorlardan birinde kanla yazılmışa benzeyen bir yazı bulurlar : “Yardım et Elenor, eve gel” (Help Eleanor Come Home). Yazıyı kimin yazdığı kitapta muğlak bırakılmıştır, ekip dikkat çekmek için Eleanor’un kendisinin yazdığından şüphelenir.

Dizide ise Olivia duvarda kırmızı tebeşirle yazılmış “Come Home, Nell” yazısını bulur ve eve zarar verdiği için Nell’i azarlar. Nell, duvara yazıyı yazanın kendisi olmadığında ısrar etmektedir. Theo yanında gelir ve duvara dokunur, yazanın sen olmadığını biliyorum der. Duvar kağıdını sıyırdığında yazının aslında “Eve Hoş geldin Nell” (welcome home, Nell) olduğu ortaya çıkar.

Nell ve Olivia’nın Ölümleri

Dizide Olivia ve Nell kendilerini spiral merdivende öldürüyorlar. Diğer tüm uyarlamalarda da olan aynı merdiven, romanda da iki ölüme sahne oluyor. Hugh Crain’in eşlerinden biri Olivia gibi kendini merdivenin tepesinden atıyordu. Ayrıca romanda, Hugh Crain’in kızının hemşiresi de kendini aynı Nell gibi merdivenin tepesinde asmıştı. Romanda ayrıca Nell her an devrilmeye hazır merdivenin tepesine çıkmış, merdiven sallanıp birkaç basamağı kopunca düşerek ölme tehlikesi atlatmıştı. Luke cesur bir şekilde yukarı çıkarak onu aşağı indirmişti.

Yıldızlı Kupa

Romanda, Eleanor Tepedeki Eve giderken yolda bir kafede mola verir. Burada arkasındaki masada oturan ailenin küçük kızının ailesiyle diyaloğuna şahit olur. Küçük kız, kendi yıldızlı kupasından başka bir bardakta süt içmemekte diretmekte, annesi ise onu ikna etmeye çalışmaktadır.

“Sakın yapma, dedi Eleanor küçük kıza; yıldızlı fincanında diret, seni bir kez tuzağa düşürüp de herkes gibi olmaya ikna ettiler mi yıldızlı fincanı bir daha asla göremezsin”

Dizide benzer bir sahne, küçük Nell ile Mrs. Dudley arasında geçer. Nell, oyun odası dediği odada yıldızlı bir fincan bulmuştur ve onu kullanmak ister. Ancak önce annesinden izin alması gerekmektedir. Mrs. Dudley ona yıldızlı fincandan vazgeçmemesini öğütler.

Aşıklar Buluşunca Yolculuklar Son Bulur:

Bu cümle romanda çok fazla kez geçiyor, Eleanor Tepedeki Ev’e ilk ulaştığında kendi kendine mırıldanıyor ve sonra da sık sık tekrarlıyor. Bu cümle Shakespeare’in 12. Gecesinden bir alıntı aslında. Dizide ise son bölümde hayalet Olivia, Hugh ile buluştuğunda 3-4 defa bu cümleyi kuruyor. Daha önce kocasına armağan ettiği cep saatinin de içerisine bu cümleyi yazdırmış.

Hayaletler, Açılmaya Çalışılan Kapılar, Duvarlardaki Vurma Sesleri, Görünmeyen Köpekler, Soğuk Noktalar

Dizide tüm karakterler sık sık hayalet görseler de kitapta hiç hayalet yok. Huzursuzluk veren şey evin kendisi. Duvarlardaki vurma sesleri hem romanda hem de dizide mevcut. Romanda Nell hasta annesine bakarken annesi ona sesini duyurmak için sürekli duvara vururmuş. Bu sesler Nell’in evle bağlantısını arttıran, evin kendisine ihtiyaç duyduğunu hissetmesine neden olan bir unsur olarak vurgulanıyor romanda.

Dizide geceleri dışarıdan çok fazla köpek havlaması geldiği halde, Bay Dudley etrafta kesinlikle köpek olmadığını söylüyor. Romanda ise Luke ve Dr. Montague hayali bir köpeğin peşinde bahçede koşturuyorlar ama ona asla ulaşamıyorlar.

Romanda özellikle çocuk odasının önünde bir soğuk alan var. Ekibe sonradan katılan doktorun karısı burada hayaletlerin olmasının çok yüksek ihtimal olduğunu söyleyerek burada yatmakta ısrar ediyor. Dizide ise özellikle bahçede çeşitli noktalarda Olivia küçük küçük soğuk noktaların olduğunu iddia ediyor. Bayan Dudley bu noktaları algılayamıyor ancak Theodora’ya evin her yeri soğuk geliyor. Yazın ortasında olmalarına rağmen Theo hep kazakla dolaşıyor.

“Evdeyim, Evdeyim, Şimdi Tırmanıyorum” (I am Home, I am Home, now to Climb)

Dizinin son bölümünde Steve Tepedeki Ev’in devamını yazmaya çalışıyor ve bu cümlelerle başlıyor. Sonra bölümün içerisinde evdeyken yine tekrarlıyor.Bu sözler kitapta Nell’e ait. Nell hipnotize olmuş şekilde dans ederek spiral merdivene geldiğinde ve tehlikeli bir şekilde merdivene tırmanırken bu sözleri söylüyor.

Evin Üzerine Taş Yağması

Romanda Nell, yaşadığı travma sonrası sadece kendi evlerinin üzerine taş yağmasına neden olur. Eve davet edilmesinin nedeni de yaşadığı bu telekinetik deneyimdir. Dizide ise Olivia Bayan Dudley’e küçükken babası öldüğünde çok üzüldüğünü ve evlerinin üzerine taş yağmasına sebep olduğunu anlatır. Bir gece önce çok büyük bir fırtına olmuştur (Nell’in evin içinde kaybolduğu fırtına) ve Tepedeki evin üzerine çok büyük dolular yağmıştır. Bayan Dudley’lerin evi çok yakında olmasına rağmen fırtınadan etkilenmemişlerdir.

Romanla Dizi Arasındaki Farklar

  • En büyük fark dizide her bölümde sıklıkla gördüğümüz evin hayaletleri..Kitapta hiç hayalet yok.
  • Romanda evin kendi kendine kapandığı özellikle vurgulanan kapılarına dizide yer verilmemiş. Ayrıca kitapta evin zemininde bir eğrilik var, bu eğrilik orta kulağı etkiliyor ve baş dönmesine neden oluyor ve evdeki güvensiz havaya oldukça büyük bir etkide bulunuyor.
  • Dizide çok önemli bir yeri olan kilitli kırmızı kapılı oda, romanda soğuk çocuk odasına denk düşebilir. Ancak dizideki yeri çok daha fazla ve güzel. Kahramanların hepsi odanın kilitli olduğunu düşünseler de kendilerine özel amaçlarla odayı sürekli kullanmışlar. Oyun odası, dans odası,okuma odası, ağaç ev görünüşlerinde.. Nell’in hayaleti evin bu oda aracılığıyla onların hayatlarını emdiğini söylüyor.  
  • Nell’in kırmızı kazağı. Kitapta çok fazla üzerinde durulan bir ayrıntı. Gösterişsiz, dikkat çekmeyen Nell, yeni aldığı bu kazağı giyince dikkat çekiyor görünür oluyor sanki. Eşyaları ev tarafından tahrip edildiğinde Theo’ya kazağını veriyor. Aralarındaki kıskançlıklar ve çekişmeler de sanki bu sırada daha fazla ortaya çıkıyor.
  • Dizide Luke’un hayali arkadaşı olduğu sanılan Abigail’in gerçek çıkması. Dizinin çok önemli bir twisti olmasına rağmen romanda bununla ilgili herhangi bir şey yok.
  • Dizide Nell’in çocukluğundan itibaren gördüğü “Eğri Boyunlu Kadı”n (Bent Neck Lady). Romanda böyle bir hayalet yok ve bu hayaletin Nell’in kendisi çıkması da hoş bir twist olmuş.
  • En önemli diğer fark ise kitapla dizinin sonları.. Dizide ilk bölümde ölen Nell, romanda en sonda ölüyor. Roman diziden çok daha karamsar bir havada sonlanıyor, Nell ölüyor, Doktorun çalışması başarısız oluyor..Ancak dizide son anlarda her şey olumlu bir sonuca bağlanıyor.

Biraz fazla olumlu değil mi sizce de? İkna etmeyen bir şeyler var gibi. Gerçekten o odadan çıktıklarına ben açıkçası emin olamıyorum. Steven vazektomi olduğu halde karısı nasıl hamile olabilir? Neden Luke’un üzerinde kocaman “2” yazan pastası kıpkırmızı? İkinci sezonun geleceğine dair ipuçları veriliyor diye düşünebiliriz. Şimdi mutlular ama eve geri dönecekler gibi sanki.

Ama bana o son sahne o kadar sürreal geldi ki,ya hiç evden çıkamamışlarsa diye düşünmeden edemiyorum…

Etiket: , , , , , ,


Yazar Hakkında

Tüm dünyaya karşı bir kaliteci, özellikle süreçlere uymayanlara düşman. Süper kahramanlardan oluşan bir kalite takımının yöneticisi ve kurgu-bilim'in 4 silahşöründen biri. Bunlar yetmiyormuş kendisi gibi bilim kurgu seven eşiyle birlikte dinozor manyağı bir ufaklığın da ebeveyni. Hepsine nasıl yetişiyor kendisi de bilmiyor ama ailesi, bilim kurgu ve grunge onun vazgeçilmezleri.