Uzayda Piknik – Ştrugatski Kardeşler

Uzayda Piknik, en ünlü Rus bilim kurgu yazarlarından olan Arkadi ve Boris Ştrugatski kardeşlerin 1971 yılında yazdıkları kısa ama dolu bilim kurgu romanı.

Türkiye’de daha önce Maya ve Sarmal yayın evleri tarafından yayınlanmış olsa da şu anda bu baskılara ulaşmak mümkün değil. Nirengi yayın evi bu boşluğu Şubat 2014’te kitabın Türkiye’deki 3. baskısını çıkararak kapatmış.

Ştrugatski Kardeşler

Ştrugatski Kardeşler

Uzayda Piknik, Stalker (İz Sürücü) filminden dolayı hakkında fikir sahibi olduğum bir eserdi, yeni baskısını raflarda görür görmez hiç düşünmeden satın aldım ve çok kısa sürede büyük keyif ve merakla okuyup bitirdim.

Uzayda Piknik’in Konusu

İsmi hoş, aydınlık bir piknik ortamını çağrıştırıp hafif bir roman beklentisi yaratsa da aslında Uzayda Piknik gayet karamsar bir atmosferde geçiyor ve felsefi yönüyle, düşündürdükleriyle aslında gayet ağır bir roman. Stalker’ı izleyenler kitabı okumadan ne demek istediğimi çok iyi anlamıştır diye düşünüyorum.

Distopik bir roman olmasına rağmen gelecek vurgusundan çok alternatif bir zaman diliminin anlatıldığını hissediyorsunuz. Kitabın yazıldığı 1970’li yıllardan çok uzak olmayan bir dönemde, uzaylılardan edinilen bilgiler sayesinde gelişmiş bir teknolojinin kullanıldığı paralel bir zamanda geçiyor olaylar.

Uzaylılar, dünyamızda farklı kıtalardaki 6 bölgeyi ziyaret etmişler, ancak insanlarla herhangi bir temas gerçekleşmemiş. Uzaylıların ziyareti bölgeleri yaşanamaz hale getirmiş, bölgede yaşayanlar ya ölmüşler ya da mutasyona uğramışlar. Ziyaret edilen bölgeler insanlar için çok tehlikeli olduğundan etrafları dikenli tellerle çevrilip insanların girişi yasaklanmış. Kitapta anlatılan olaylar tek bir bölgede geçiyor. Harmont’ta.

Ziyaretin gerçekleştiği alanın sınırları çok belirgin olduğu için ve bu alanın dışında, bölge içerisindeki etkilerin söz konusu olmadığı düşünüldüğü için şehrin geri kalan bölgesinde günlük yaşam devam ediyor. Bölge sınırına bir araştırma enstitüsü kurulmuş. Enstitü bölgeye robotlar göndererek kalıntıları toplamaya çalışıyor ancak bu çok başarılı bir yöntem değil.

Bölgeye gizlice giren iz sürücüler (stalker)  bu konuda çok daha başarılılar. Bölgeye giriş çok büyük cesaret isteyen ve herkesin başaramayacağı bir iş. İz sürücülük yapacak insanların gerek fiziksel, gerek duygusal açıdan çok güçlü olmaları, önsezilerinin çok kuvvetli ve algılarının çok açık olması gerekiyor. Küçük belirtilerden tehlikeleri anlamaları, en güvenli yolları bulup hedefe ulaşmaları nedeniyle kendilerine iz sürücü deniliyor. Üç-dört kişilik çıkılan Bölge seyahatlerinden tüm kadro geri dönebilmek çok da olası değil. Yerçekimini yoğunlaştırarak içinden geçenleri dümdüz eden sivrisinek uyuzu alanları, ayağınızın altında birdenbire kavrularak lava dönüşen toprak, üzerine basıldığında organlarınızı jöleye dönüştüren cadı jölesi, bölgenin tehlikelerinden bazıları olarak sayılabilir.

Ancak bu riski almaya değecek ölçüde değerli atıklar da mevcut. Hiç bitmeyen, mitoz bölünmeyle çoğalan piller –şöyle böyleler-, taşları mücevhere dönüştüren siyah damlacıklar, metabolizmayı düzenleyen bilezikler gibi.

İz sürücüler bölgeden topladıkları malları karaborsa olarak satıyorlar. Aralarında çok tehlikeli maddeler olsa da bulunan atıklar teknolojiye büyük katkılar sağlıyor. Küçük bir bölümünün faydaları öğrenilmiş ama ne olduğu anlaşılamayan binlerce tür atık mevcut. Aslında bilim adamları kullandıkları atıkları gerçek amaçlarıyla kullandıklarından da çok emin olamıyorlar ya. Bu durum bir bilim adamı olan Pilman’ın ağzından şu şekilde aktarılıyor:

Bir maymun kırmızı düğmeye basarak muz, beyaz düğmeye basarak portakal alır. Ama düğmeler olmadan muzun ve portakalın nasıl alınacağını bilemez. Meyvelerle düğme arasında nasıl bir ilişki olduğunu da anlamaz. Şöyle-böyleyi ele alalım mesela. Onları kullanmayı öğrendik. Hangi koşullarda, hücre bölünmesine benzer bir süreçle çoğaldıklarını bile öğrendik. Ama hala bir tek şöyle-böyle bile imal edemiyoruz. Nasıl çalıştıklarını bilmiyoruz. Ve elimizdeki delillere bakarsak uzun süre de bilemeyeceğiz.

Olaylar iki kısa bölüm hariç genelde Redrick Schuhart adında bir iz sürücünün gözünden hayatının üç farklı dönemi ele alınarak anlatılıyor. Red ile enstitüde laboratuar asistanı iken tanışıp eski bir iz sürücü olduğunu öğreniyoruz. Oldukça başarılı bir iz sürücü olan Red, laboratuardan ayrılıp iz sürücülüğe geri dönüyor ve yakalanıp tutuklanıyor. Hapisten çıktığı dönemde tekrar iz sürücülüğe dönen Red, bu sefer en tehlikeli, varlığından emin bile olunmayan bir efsanenin peşine düşüyor: İnsanların en derinlerinde yatan isteklerini gerçekleştiren Altın Top. Mutasyona uğrayan bir kızı olan Redrick için Altın Top arayışı hayata ve mutluluğa dair bir son umut adeta.

Kurbağa prens ve altın top

Kurbağa prens ve altın top

İnsanlar kendilerinden çok üstün ve anlaşılamayan bir teknoloji ile karşılaştığında ne yaparlar? Bilgiye ulaşmak için ne kadar ileri gidebilirler? Mutluluğa ulaşmak için nelerden fedakârlık yapabilirler? Bu soruların cevapları kitapta güzel bir şekilde veriliyor. Felsefi yönü ağır basan, daha çok sorgulamalarla okuru düşündüren kitabın kuvvetli bir bilimsel altyapısı yok ama zaten yazarların da böyle bir amacı olmadığından bu durum okuyucuyu rahatsız etmiyor bana göre. Sadece o binlerce uzaylı atığından faydalı olanların daha fazla örneğinden bahsedilmesini isterdim.

Neden Uzayda Piknik?

Bu sorunun cevabı en güzel kitaptan can alıcı bir alıntıyla verilebilir diye düşünüyorum:

Piknik. Bir orman canlandır kafanda, bir köy yolu, bir çayır. Bir araba köy yolundan çayıra gidiyor, ellerinde şişeler, yemek sepetleri, transistorlu radyolar ve kameralarla bir grup genç arabadan iniyor. Ateş yakıyorlar, çadırlar kuruyorlar, müzik açıyorlar. Sabah olunca da gidiyorlar. Gece boyu olan biteni korkuyla izleyen hayvanlar, kuşlar ve böcekler saklandıkları yerlerden çıkıyor. Ne görürler? Otlara dökülmüş benzin ve yağ. Etrafa saçılmış eski bujiler ve filtreler. Çaputlar, patlak ampuller ve geride bırakılmış bir İngiliz anahtarı. Yağdan kirlenmiş gölet. Ve tabii ki işe yaramayan ıvır zıvır; elma çekirdekleri, şeker kağıtları, kamp ateşinden kalan kömürleşmiş odunlar, teneke kutular, şişeler, birinin mendili, birinin çakısı, yırtılmış gazeteler, bozuk paralar, başka bir çayırdan toplanan solmuş çiçekler.

Kitabın orijinal adı Piknik Na Obochine. İngilizce’ye Roadside Picnic olarak çevrilmiş. Türkçe’ye birebir çevrilseydi Yol kenarında Piknik olacakken Uzayda Piknik olarak çevirilmesi bence çok daha  güzel olmuş. Bilim kurgu severlerin kitabı gözden kaçırma ihtimali bu isimlendirmeyle minimuma indirgenmiş.

Bir Tarkovski Filmi: Stalker

Stanislav Lem’in harika romanı Solaris’i de filmleştiren Tarkovsky, 1979 yılında Uzayda Piknik’i temel alan hatta senaryosunu yine Ştrugatski kardeşlerin yazdığı Stalker (İz Sürücü) filmini yaptı. Bilim kurgudan ziyade psikolojik ve felsefi yönü ağır basan film bir başyapıt olarak nitelendirilebilir. Filmin imdb puanı da 8.1 gibi yüksek bir puan. Film kitapla birebir örtüşmüyor.

Stalker filminin önemli sahnelerinden

Stalker filminin önemli sahnelerinden biri

Meteor düşen bölge, tehlikeli bir hale geldiği için dikenli tellerle kapatılmış ve içeri girilmesi yasaklanmış. Bölgenin içerisinde bir oda var ve sağ kalmayı başararak bu odaya ulaşanların isteklerini gerçekleştiriyor. Bölgenin çok tehlikeli olması nedeniyle, bölgeye girip odayı bulmak isteyen insanlara kanun dışı iz sürücüler, para karşılığı rehberlik yapıyorlar.

Kitaptaki baş kahramanımız Redrick, mutasyona uğramış olan kızı ve karısı filmde de varlar. Redrick bir yazar ve bir profesörü odaya ulaştırmaya çalışıyor. Filmin büyük bölümü bu üç kişinin diyalogları ile geçiyor. Filmde bölgenin tehlikeleri vurgulansa, filmin kahramanları büyük korku ve tedirginlikle yol alsalar da ortamın neden tehlikeli olduğu kitapta anlatıldığı kadar net aktarılmamış ve izleyicinin hayal gücüne bırakılmış.

Hollywood gişe filmlerindeki gibi yol boyunca telef olan figüranlar aracılığıyla bu tehlikeler daha somut bir şekilde aktarılabilirdi tabii. Ama ben bilim kurgu sadece aksiyon ve görsellikten ibaret olmalıymış gibi çekilen yeni dönem bilim kurgu sinemasına çok da sıcak bakmıyorum açıkçası. Bazı şeyleri insanların hayal gücüne bırakmanın bence hiçbir sakıncası yok. Böyle düşünmeme rağmen, film bana sıkıcı olmasa da çok ağır geldi.

Kitabın sonlarına doğru önem kazanan “altın top”’un filmin asıl konusunu oluşturduğunu söyleyebilirim. “Her dileğini gerçekleştiren bir nesne ile karşılaşırsan ne dilersin?” “Mutluluk nedir?” “Dileğin gerçekleştiğinde bu seni gerçekten mutlu edebilir mi? “ sorularına aranan cevaplar kitapta olduğundan daha fazla irdeleniyor filmde.

Kitabı okuduktan sonra filmi tekrar izlemek, filmde anlamadığım ve benim için havada kalan bazı ufak tefek ayrıntıları da netleştirmek açısından iyi oldu. Filmi izlediyseniz bile kitabı okuduktan sonra tekrar izlemenizi öneririm.

Kaynaklar
Kapak resmi: shadowness.com

Etiket: , , ,


Yazar Hakkında

Tüm dünyaya karşı bir kaliteci, özellikle süreçlere uymayanlara düşman. Süper kahramanlardan oluşan bir kalite takımının yöneticisi ve kurgu-bilim'in 4 silahşöründen biri. Bunlar yetmiyormuş kendisi gibi bilim kurgu seven eşiyle birlikte dinozor manyağı bir ufaklığın da ebeveyni. Hepsine nasıl yetişiyor kendisi de bilmiyor ama ailesi, bilim kurgu ve grunge onun vazgeçilmezleri.