Yürüyen Kentler – Philip Reeve

Yürüyen Kentler serisinin aynı adlı ilk kitabını okumaya Karadeniz’in hoş bir sahil kasabasında başladığımda kitapla aramız fena değildi. Çok hızlı bir şekilde ortalarına kadar ilerlemiştim.

Kitabı okumaya, İstanbul’da ara verip – Adrasan’da tekrar geri döndüğümde ise, biran önce bitirip Ursula Le Guin okumaya başlama isteği ile yanıp tutuştuğumdan , seriye karşı önyargı oluştu içimde.

Kardeşimin kitabı yarım bırakıp İstanbul’a dönüşte okumamı önermesi gayet mantıklıydı tabii, ama ben ısrarla okuyup tamamladım. Ve sonra 2 günümü yedim diye hayıflanıp durdum. (Çünkü Adrasan’da Ursula Le Guin okunur ve tatil sadece 7 gün) Ayrıca o doğal, yemyeşil, betonla – metalle kirlenmemiş dünyaya (evet benim için ayrı bir dünya orası), steampunk tarzındaki fazla mekanik dünya gerçekten de gitmedi.Oluşan önyargımdan dolayı kitabı yorumlamamayı düşündüm bir süre. Ama sonra, serinin 2. kitabına bir şans verme kararını da almamla birlikte fikrimi değiştirdim.

YK1 Yürüyen Kentler kapak Tipik, savaşlarla yok olan distopik dünya kurgusuyla adım attığımız tarihsel altyapının üzerine, kurulan yeni dünya kurgusu aslında hiç de tipik değil. Şehirler mobilize hale gelmiş, okyanusta dolaşıyorlar ve kaynaklarını artırmak için güçlerinin yettiği diğer şehirlere saldırıp onları yiyorlar.

Tasvir edilen dünya çok başarılı olsa da, bu dünyada geçen ilk kitabın öyküsü bana çok da ilginç gelmedi. Sıradan bir kaçma – kovalama, iyi gibi görünen kötü adamlar, bol aksiyondan, dövüşten, patlamalardan sonra erişilen mutlu olabilecek ancak hüzünlü bir yanı da olan klişe bir son vs. Yine de bu kurgunun içerisinde yer alan mobil karşıtları denilen asi grup ilgi çekici bir unsur olarak görülebilir. Mevcut düzene karşı koyarak, sabit şehirlerde yaşayan ve mobil düzeni yıkmaya çalışan örgütlü bir topluluk mobil karşıtları. İlk kitapta çok yakından tanımasak da kendimizi onlara daha yakın hissediyoruz. (Yani en azından ben öyle hissettim diyebilirim)

Genel anlamda, basit akışı, anlatımı ve kurgusuyla başından itibaren bana çocuk kitabı gibi geldiğini itiraf etmeliyim. Bir yandan da mobil şehirler fikrini ve yaratılan dünyayı başarılı buldum. Aslında kitabı okumaktan çok izledim gibi. Yazarın kitap yazmaya başlamasından önce kitap grafikleri tasarlamasının bunda bir payı olabilir mi acaba? Belki de “öyle bir kitap yazayım ki insanlar roman gibi değil çizgi roman gibi okusun” diye düşünmüştür 🙂 Eğer amacı buysa bence başarılı olmuş.

Daha ilk sayfalarından itibaren kitapla ilgili düşüncem “keşke çizgi roman olsaydı, çok daha keyifle okunurdu” şeklinde oldu. Belki ilerde çizgi romanı yapılır, kim bilir. Ve kısa vadede çizgi filminin de yapılmasını umuyorum. Çok eğlenceli olacağından eminim 🙂 Ancak maalesef bir distopya romanı olarak o kadar başarılı bulmadım.

İyi okumalar.

Not: Serinin orjinal adı Mortal Engines ve 4 kitaptan oluşuyor, 3 tanesi Türkçe’ye çevrilmiş ve ON8 yayınları tarafından yayınlanmış durumda. Ödüllü bir seri olduğunu da belirtmekte fayda var.

Etiket: , , ,


Yazar Hakkında

Tüm dünyaya karşı bir kaliteci, özellikle süreçlere uymayanlara düşman. Süper kahramanlardan oluşan bir kalite takımının yöneticisi ve kurgu-bilim'in 4 silahşöründen biri. Bunlar yetmiyormuş kendisi gibi bilim kurgu seven eşiyle birlikte dinozor manyağı bir ufaklığın da ebeveyni. Hepsine nasıl yetişiyor kendisi de bilmiyor ama ailesi, bilim kurgu ve grunge onun vazgeçilmezleri.